• Konular – 
  • Mücahit Necmetttin Erbakan 28 subat 1997 darbesi

    Kemalistlerin ve güya aydın geçinen, kendini çağdaş, medeni, uygar diye tanıtan ve özellikle sol güruhun dindar yöneticilere lafları nedir, herkes bilir: "Teknolojiye karşılar, yobazlar, Muhammedin yaşayış tarzı olan 1400 sene öncesi dönemi getirecekler ve Türkiyeyi İran yapacaklar". Bir zamanların ortak başbakanı Erbakan içinde aynı sözler söylenmişti. Ortak başbakan dememin sebebi RefahYol adında iki partinin koalisyonla hükümet kurmasıydı. Zamanın önde gelen gazetelerinden Günaydın, Sabah, Milliyet , Tercüman ve Hürriyet, "Erbakan cennetin anahtarını vadediyor, MSPye oy verin, cennete girin" diye alay ediyorlardı. Faizsiz adil düzen çıkardı diye şahsen ben bile o zaman "saçmalıyor, zırvalıyor memleketi yönetenlere bak" diyordum. "Teknolojiye her zaman dinciler karşıdır" yalanına ben de inanmıştım. Daha doğrusu benim gibi okumayan, araştırmayan Millet, sadece yalan tarih yazan Kemalist tarihçiler, Kemalist devlet ve vesayetci gazetelerden ve gerçeği çarpıtan gazeteler sayesinde inandırılıyordu, daha doğrusu kandırılıyordu. Basının amiral gemisi olan gazeteler, başta Hürriyet olmak üzere ne diyorsa mutlak gerçek oydu, hükümetlerin ne olacağını, ordunun başa geçmesini isteyenler de onlardı. Ve en önemli özellikleri, devlet ideolojisi olan Kemalist solcu ideolojiyi destekliyor olmalarıydı. Nedense onların tâbiriyle halk koyun gibi her zaman beyaz Türklerin istedikleri ateist liderlere oy vermiyordu. Millet bağnaz, gerici, yobaz partilere oy veriyordu. Erbakan da Kemalistlerin, Beyaz Türklerin gözlerinde teknolojiye karşı, yobaz, ne dediğini bilmez, hırsızın tekiydi. Aslında Kemalist solcuların Milleti asalak, kene ve sülük gibi emdiklerini, belirli ateist görüşlü bir zümreyi zengin edip (bunların başında İş Bankasının kurucuları ve İş Bankasıyla beraber çalışan bütün özel ve devlet kuruluşları başta olmak üzere) onların beraber çalıştığı sayıları belirli özel şirketlerle (başta Koç grubu olmak üzere) dışarıdan mal ithal ederek zenginleştiklerini ve Milleti sömürdüklerini artık herkes biliyor. Yerli yatırımcıların önlerinin "sen yapamazsın, bırak bu hayalleri" diyerek kesildiğini ve Türkiyede Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan şirketlere rakip olunmasını önleyen yada arkasında devlet desteği olan şirketlerin ve kuruluşların kârını azaltacak herhangi bir yatırımı her zaman baltaladıklarını artık biliyoruz. Bu İstanbul ve Ege sermayeli, asalak ve kene şirketlerin her zaman yaşayabilmeleri için lazım olan Türkiyedeki Kemalist devlet düzeni Turgut Özal'ın 1980den sonra serbest piyasa ekonomisine geçmesiyle kırılmıştır. Necmettin Erbakanda kendi düşüncesiyle ve doğru gördüğü bir biçimde bu mevcut olan devlet kadrolarını ele geçirmiş olan Kemalistlere çalışan plan ekonomisini değiştirmeye çalışmıştır. Ve bu da aynen Turgut Özal'da olduğu gibi kendisinin de sonu olmuştur. Turgut Özal fazla dine karışmadığı için Turgut Özal'ı aşağı indirmeleri çok uzun sürmüştir. Fakat Erbakan "erken öten bir horoz" olduğu için 28 şubat gibi desiselerle aynı 2.Abdülhamit(31.Mart hadisesi), Menemen, Menderes vesaire olaylarında olduğu gibi şeriat geliyor yada yobazlar devleti ele geçirmek istiyorlar gibi önceden hazırlanmış tuzaklarla alaşağı ediliyor. Erbakan aslında bir Islam ve din adamı değil. Asıl mesleği bir bilim profesörü. Bir zamanların devrim arabasını öneren ve planlayan kişinin de Erbakan olduğunu hatıralardan öğrenmek mümkün. Erbakan'ın bilinen ve bilinmeyen yönlerini Fehmi Çalmuk 2 ciltten meydana gelen "Das Ist Erbakan" kitabında açıklamıştır. Özellikle Kemalistlerin övündükleri devrim arabasının altından tekrar bir dincinin çıkmasına ben hiç şaşırmadım. Kemalistlerin bu ülkede çakılmış bir çivisinin olmadığını belirtmiştim. Kemalistler çakılan çivilere sahip çıkarlar. Kemalistler sahtekârdır ve yalancıdır. Her yerde bu yalancılıkları karşımıza çıkmaktadır. Fakat her zaman yöntemleri ve propagandaları şudur: dinciler yobazdır ve teknolojiye karşılardır. Devrim arabasında da aynı durum mevcuttur. Yine Kemalistlerin yobaz diye bahsettikleri kanal Akit TV, Fehmi Çalmuk'la bir program yapmış ve Fehmi Çalmuk hatıralara dayanan kitaplarını bu programda anlatmış.

    Yayının metnini vermeden önce her zamanki gibi bir ana yorum yapalım ve bu ana yorumu yayının sonunda da tekrarlayalım: Kemalizmin Türkiyede çakılmış tek çivisi yoktur. Kemalizmin Türkiyede çakılmış tek çivisi vardır o da sahtekarlıktır, yalandır, ateistliktir, Batı kültürüdür. şunu da belirtmeden geçmeyelim Kemalizmin kurucusu bizzat Ataürktür. Ve Kemalizmin sahtekarlığı, ateistliği ve Batı kültürü deliliği de bizzat Atatürkün şahsi özelliğidir. Sırası gelmişken Kazım Karabekirin hatıralarında Atatürkün meşhur sözlerini burada tekrarlayalım: "Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini(görüşünü,düşüncesini) kaldırmalıyız. Partiyi(yani CHPyi), bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.." Atatürk, yeni cumhuriyette önce CHPnin sonra devletin en üst kademelerinden başlayarak ateist insanları devletin tepesine yerleştirmiştir. Devlet kadroları bizzat Atatürk tarafından ateist CHP üyeleriyle doldurulmuştur. Bunlar önce bakanlar, valiler, kaymakamlar, belediye başkanlarıdır. Sonra alt kademelere kadar devletin bütün organları ateist insanlar tarafından yönetilmiştir. Ordu buna dahildir. Atatürkün ölümünden sonra halk lakabıyla "antenli" İIsmet İnönü aynı şiddette ateizmi, dinsizliği Türkiyede uygulamıştır. Milleti dinsiz yapmanın yanında Osmanlı kültürünü ve tarihini yok etmek için sayısız adımlar atılmıştır. Dinine bağlı olarak yaşamak isteyen Millet cezalandırılmış asılmış, hapis edilmiştir. Sindirilen Milletin kafasını ezmenin yanında kara propagandayla Milletin beynine Batı kültürü aşılanmıştır. Batı kültürüne soğuk bakan yada reddedenler için şu propaganda sözleri söylenmiştir. Gerici, yobaz, aydınlığı kabullenmeyen cahiller.

    Yayın tarihi : 22 şubat 2018.
    Programın adı: Yeni Türkiye.
    Programın başlığı: Talat Aydemir ve Erbakan ilişkisi.

    ----------------------------Yayının başlangıcı--------------------------------------

    Sunucu: Sayın seyirciler bugün Ankara stüdyolarında konuğumuzla canlı yayındayız.Görüşleriniz ve eleştirilerinizle katkı sağlamak isterseniz bize belirtebilirsiniz.

    (Yayın bir anda kesilir ve bir ara verilir.)

    Sunucu: Bir teknik sebebten dolayı yayın gitti. Hocamız Fehmi Çalmuk elinde kitabıyla.Ne söylemek isterseniz. Buyrun.

    Fehmi Çalmuk: Eskiden sayın Erbakan Hocam TRTde yayına çıktığı zaman yayın kesilirdi, "biz bir canlı yayına çıktık, trafolar patladı" derdi. Biz bir kitabı gösterdik yayın kesildi.

    Sunucu: Yani Erbakan şimdi yok ama kitabı bile etkili.

    Fehmi Çalmuk: Evet enerjisi maşallah yaşıyor yani. Sayın Erbakan'ın ölüm yıldönümünde Das ist Erbakan kitabını yayınladım. Das ist Erbakan kitap serisinin 2. cildi. Bu 1951 le İstanbul Teknik Üniversitesinde eğitim üyeliği dönemi, Türkiye'de ilk motor fabrikası ve gümüş motordaki motor tecrübesi, devrim otomobili, 27 Mayıs (1960) darbecilerinin Erbakan'a bakanlık teklifleri, Erbakan'ın o dönemde sağ entellektüellerin, darbecilerin sosyal işler kollarıyla münasebetleri, daha sonra Erbakan Talat Aydemir ilişkisi daha sonra Necmettin Erbakan'ın Türkiye Odalar Birliği Sanayi Odası Dairesi Başkanlığı, genel sekreteri ve genel başkanlığı istifa sürecine kadar, Erbakan'ın evlenmesi düğünü ve nikahı ve kitabı en sonunda Ankarada Erbakan hocanın ilk açtığı Yükseliş Yüksek Mühendislik Okulu çalışmasıyla bitiyor.

    Sunucu: Evet aslında o yükseliş Koleji dediğin yani mühendislik fakültesi (Süleyman) Demirel'le ortak girdiği..

    Fehmi Çalmuk: Hacı Ali Demirel geliyor diyorki : Necmettin -onlar hep Necmi der- bir yüksek okul kuracağım para benden öğretim üyesi de okulun öğretim üyesi yapısı sana ait. Erbakan o zaman İstanbul Teknik üniversitesinden ayrılıp Ankaraya geliyor. Recai Kutan, Kahraman Emmioğlu, Ertan Gülek, Korkut Özal hatta merhum Esan Coşan hep burada hocalık yapıyor.

    Sunucu: Anlattaklarınızın içinde benim dikkatimi çeken şey Talat Aydemir, Necmettin Erbakan ilişkisidir. Ben bir durdum yani.

    Fehmi Çalmuk: şimdi şöyle arzedeyim ben. Hemde kitabı da gösterelim. 27 Mayıs darbesi olduğu zaman Necmettin Erbakan'ın bir hocası var Sabri Sözeri. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünün hocası. Askerler Mehmet Özgüneş, Numan Esim buna geliyor. Ve diyorlarki: Hocam biz askerin şuurlanması için bir çalışma yapacağız. Bu şuurlanması için yapacağımız çalışma için de bize bir çalışma yap. O askere cihad bilgisi ve din subayıyla ilgili bir çalışma yapıyor. Genelkurmay Başkanlığına gönderiyor. Onun dışında biz yeni kurulacak kabinede sosyal ilişkiler ve bakanlar kurulunda isimler arıyoruz diye söylüyor. Mesela Sabahattin Zaim'in hatıraları var. Sabahattin Zaim hatıralarında diyorki: Bize rahmetli Erol Güngör geldi. Askerler ona elçi yollamış. Bizi bakan yapmak istiyorlarmış. Rahmetli Mümtaz Turhan falan bakan olacakmış. Ben bakan olamam ama size yardım edeyim diye hatıralarında geçiyor. Erbakan Milli Birlik Komitesinin ilk döneminde sanayi bakanlığının en büyük adayı. Yanlız askerler İsmet İnönü'nün kepçesinden korktukları için Erbakan gibi dini hayatı ağırlıklı bir kişiyi bakan yapmak istemiyorlar.

    Sunucu: Niye Erbakan 27 Mayıs (1960)ı destekliyormu?

    Fehmi Çalmuk: Desteklemiyor. Erbakan'ın şimdi burada şunu belirtmemiz lazım. Yeni bir imkan oluşmuş. Yeni bir darbe gelmiş. Aynı Erbakan darbecilere Menderesin ve arkadaşlarının Fatin Rüştü Zorlu'nun Hasan Polatkan'ın idam edilmemesi konusunda büyük çalışmalar yapıyor. Talat Aydemir'le bunun için görüşüyor ilkin. Ve 2 defa gidiyor. İdris Yaman Türk ahlak görüşü sahibi. Onunla beraber milliyetçiler derneğinde aktif İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu. 1958 yılında görüşüp kurmuş. Onunla beraber Talat Aydemir'e 2 defa gidiyor. Menderes'e idamları yapmayın diye. Zaten askerler Milli Birlik Komitesinin Talat Aydemir'e gücü yetmiyor. Menderes'in ve arkadaşlarını asılması konusunda Talat Aydemir çok ısrarcı oluyor. Ve Milli Birlik komitesini şey yapıyor. Necmettin Erbakan 27 Mayıs darbesini desteklemiyor. Ama 27 Mayıs(1960)ın ana temellerinden biri şu : Türkiye kalkınmalı sanayileşmeli. Cemal Gürselin aklına ilk otomobili yapmayı, sanayi formülünü koyan Necmettin Erbakan.

    Sunucu: Yani devrim otomobilinin arkasında Erbakan mı var?

    Fehmi Çalmuk: Evet. Hatta şöyle bir nokta var. Necmettin Erbakan'ın ilk genel başkanlığı nedir biliyormusunuz? Sanat mektepleri mezunları derneği genel başkanı. Erbakan'ın Türkiye'de otomobil ve sanayileşmesi için 1960 darbesinin aynı zamanda kurduğu bir dernek. Hem yüksek üniversite mezunlarının hemde sanat okulu mezunlarının organize edilmesi imalat sektörünün yönlendirilmesi için kurulan bir dernek. Erbakanın bu (yazdığım kitap üzerindeki) kapakta görülen fotoğrafı bu genel başkanlık sıfatıyla veriliyor. Yerli otomobilin mâliyeti ne kadar? Her şeyin mâliyet hesabını çıkarıyor. Ondan sonra Cemal Gürsel'in huzuruna çıkıyor. Bu model gelişiyor, devrim otomobili. Menderes Türkiye o satmakla kalkınamaz diyor. Bakarsanız bu dönem bütün kalkınmacı, Türkiyenin sanayileşmesini isteyen modeller, Türkiyede Milli Kalkınma hamlesi (Partisini) Demirağ kurdu. Cevat (Rıfat) Atilhan'ın da kurucu üyesi olduğu Kalkınma Partisinin ana amacıydı. Türkiyede Anadolucular, Türkçüler, Milliyetçilerin ana yapısıda Anadolunun kalkınmasından yanaydı. Erbakan bu yapıyı sanayileşme ...(yayın burda kesiliyor)... Kocatopcu sanayi bakanıyla beraber devrim otomobilini engellemek için her türlü yola başvurdular. Hatta o zaman Büyük ...kuruluşunun genel müdürü diyorki : Türkiyenin otomobil yapabilmesi için yılda on bin otomobil satması lazım. Altmışı geçmesi lazım diyor. Aynı adam aynı yapı - burda (kitapta) resim var- 6 yıl sonra fiberglasdan yapılan ilk otomobilini çıkarıyor. Yani böylede tarihi süreçler kanıtlar olan bir çalışma.

    Sunucu: şimdi Talat Aydemir diye baktığımız zaman tarihe, 27 Mayıs (1960) sonrası 2 defa darbe girişiminde bulunan bir cuntacı akla geliyor. Daha sonrada bu cuntacıların sebebini idam edilerek ödeyen bir Talat Aydemir var. Yani Erbakanla olan ilişkisi hangi noktada?

    Fehmi Çalmuk: Erbakan Talat Aydemirle Milli Birlik Kuruluyla 14ler vasıtasıyla irtibat kuruyor. Alpaslan Türkeş ve arkadaşları. Erbakanın Alpaslan Türkeş'le arkadaşlığı 27 Mayıs (1960) öncesi Milliyetciler derneğinde. Hatta Üzeyir Garih'in hatıraları var. Küçük Hüseyin Efendinin talebelerinden olduğunu söylüyor. Alpaslan Türkeş'in ve kendi isminin Hüseyin Feyzullah olduğunu belirtiyor kitapta, bir hatıratında. Bunu daha önce Kim Dergisi 1962 yılında ortaya attı. Bunu rahmetli Alpaslan Türkeş buna tekzip yolladı. Hatta Yeni şafak'tan Abdullah Muradoğlu'nun konuyla ilgili bir çalışması var. Küçük Hüseyin Efendi Abdülaziz Bekkine'nin hocası. Ve Erbakan'ı Üzeyir Garih'e emanet edenlerden biri Abdülaziz Bekkine. Erbakan hoca İstanbul teknik üniversitesinde Üzeyir Garih'i mezun ettikten sonra onu asistan yapmak istiyor. Arkadaşları diyorki: "niye Üzeyir konusunda bu kadar hassassın?"(Erbakan) "o, bana şeyhimin emaneti" diyor. Kitapta buna da yer var.

    Sunucu: Üzeyir Garih deyince bir yanını da hatırlatalım. Eyüp Sultanda

    Fehmi Çalmuk: Evet Küçük Efendinin mezarı başında bıçaklanarak öldürüldü. Erbakan inanmış bir müslümandı diyor onun için. Üzeyir Garih için. Üzeyir Garih'in hatıraları var burada. Hatta Üzeyir Garih'e gavur diyorlar. Üniversitede gavur Üzeyir. Erbakan hoca, Maide suresinin 62.ayetine git bak Üzeyir arkadaşlarına bunu hatırlat diyor bu ayeti Kerimeyi. Idris Yamantürk hatıralarında bahseder bundan. (Benim katkım kâfir anlamına da gelen gâvur, şapkalı a harfiyle yazılır. Fehmi Çalmukun bahsettiği kelime gavur, değişik okunur ve kâfir anlamına gelmez. Lütfen yazılışa ve okunuşa dikkat ediniz. Aynı kar ve kâr misalinde olduğu gibi )

    Sunucu: Kim öldürdü Üzeyir Garih'i o zaman?

    Fehmi Çalmuk: Mesela RefahYol zamanında Erbakan hocanın danışmanlarından aldığı ifadelerle RefahYolla ilgili Yahudi lobisiyle arasındaki görüşmeyi sağlayan Üzeyir Garih çok çalışmış. RefahYola karşı taarruzu engellemek için. Gücü yetmedi Üzeyir Garih'in. Tabii o da fail-i meçhula gitti. İşte askerî kışlada sallanan, gezinen bir adamın olduğu söylendi, falan. Sır perdesi hâlâ aydınlanmamış. Erbakan bu süreç içerisinde Talat Aydemir'e gidiyor, ve Menderes'in ve arkadaşlarının idamını engellemesini istiyor. Talat Aydemir hattâ Erbakan'dan o kadar etkileniyorki bütün subayları çağırıyor ve Erbakan'ı dinlettiriyor. Erbakan'ın o zaman sanayileşmeci ve kalkınmacı modeli var. Talat Aydemir eğer darbe yapsaydı Erbakan'a Sanayi Bakanlığını önerecekti. Bunu da söyleyen eski Oyak Bankası genel müdürlerinden biri. Hattâ Selahattin Babüroğlu Türkiye'nin eski İmar ve İskân bakanlarından işte kendisinin Ticaret Bakanı olacağını, Erbakan'ın da Sanayi Bakanı olacağını hatıralarında söylüyor. Hatta Aydınlar Klübünün eski başkanı Süleyman Yalçın'ın iddialarına göre Erbakan hoca İstanbul Teknik Üniversitesinde akademisyenlere gidip Talat Aydemir'i dinlettiriyor. Ama bunun yanında bu kitapta öyle anılar noktalar varki...ezber bozan bir Erbakan.

    Sunucu: şu anda ben bile dinlerken yutkunmaya başladım yani. Çünkü biz Erbakan'ı başka bir fotoğraf olarak biliyorduk, şimdi siz ise bambaşka bir yönünü anlatıyorsunuz bu kitapta, öyle değilmi? Yani bilmediğimiz bir Erbakan var. Kaç yılından bu yana Erbakan'ı tanıyordunuz?

    Fehmi Çalmuk: Ben 13 yaşımdan beri Erbakan hocamın yanındaydım, rahmetlinin.

    Sunucu: Kaç yıl ortalama?

    Fehmi Çalmuk: 1983 yılında. Erbakan hoca yasaklıydı. (Ankara, Çankaya) Ayrancı'da apartmanına bir ikindi vakti gittim. Namaza duruyorlardı, ben müezzinliğe başladım. Ondan sonra herkesin elini öptüm. Benim 20 yaşına kadar en yakın arkadaşlarım, 60- 65 yaşına kadar (olan) MSPnin eski yöneticileriydi. Ben o hamurumu yoğurmalarına izin verdim, ellerinde büyüdüm. Gelip namazlarını kıldırıp, nasihatlarını alıp, özellikle Erbakan hoca diş kirası derdi. Diş kirası şuydu: Uzunca oturursan yanında "sana bir diş kirası vereyim" derdi. Bu gazeteciliğimde çok işime yaradı. Gürdüğüm zaman kendisine "Hocam bir diş kirası almaya geleceğim" O bana gündemle ilgili özel bir (röportaj) verirdi.

    Sunucu: Gazeteci olmadığınız dönemde diş kirası nasıl oluyordu?

    Fehmi Çalmuk: Diş kirası, işte bu hatıralar (kitaplar) böyle çıktı.

    Sunucu: Peki neden Das ist Erbakan?

    Fehmi Çalmuk: Das ist Erbakanı şöyle anlatalım. Erbakan hoca, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite doçentliğe kadar Almanya'da okudu. Bir Alman disipliniyle okudu. Bir buna vurgu. İkincisi : Das Kapital yazdı. Kapitalizme, Marksist bir teori. Ama Erbakan hoca âdil ekonomik düzen diye dünya literatürüne yeni bir ekonomik düzen(model) yaptı. Bunu vurgulamak için. İşte bu Das ist Erbakan ismini kullandık.

    Sunucu: Türk gençliğiyle ilişkisi 27 Mayıs (1960)öncesine dayanıyor demiştiniz. Türk gençliğiyle ilişkisi siyasette Erbakanla - bu arada- birinci cildi de var kitabın değilmi?

    Fehmi Çalmuk: Geçen sene çıktı bu. Bu Erbakan'ın babası, fotoğrafta da görülüyor. Kendisi ağır ceza reisi. Fotoğrafta görünen 2 tane abisi, diğer iki kişi. Kendisi yok bu fotoğrafta. 2 abisi var. Bunlar Salahattin Erbakan'la, Nizamettin Erbakan. Dünyaca ünlü 2 profesördür. Biri dünyaca ünlü dermatologdur. Mantar üzerine deri hastalıkları üzerine. Öbürü de dünyaca ünlü göz doktorudur. şimdi Alpaslan Türkeş, Cumhuriyetci Köylü Partisi genel başkanı oldu 1965te. Bakın ben şunu söyleyeyim. Ben bu kitabı yazınca altından Anadolu çıktı. Altından milliyetçilik çıktı. Altından Anadoluculuk çıktı. Erbakan'ın milli mefkûresini oluşturan rahmetli Abdülaziz Bekkine Efendi, Yörükzade Hasip Efendi, Mehmet Zaid Efendi, itikadi ve ruhani maneviyatı boyutu yükselmişse mesela profesör Mümtaz Turhan. Kültür değişimi - Erbakan'ın kültür değişimi, kültür iklimini değiştiren bir insan. Oğuz Ümmi Arık, eski Köylü Partisi genel başkanı. Tahsin Demiray, Türkiye yayınevinin sahibi. Bunların hepsi Cumhuriyetci Köylü Partisinde yer aldı. 1952de Oğuz Ümmi Arık vefaat eti. Mümtaz Turhan bu kitapta var. Erbakan'ın eskiden 3 isim diye: (Alpaslan) Türkeş, esasen Adalet Partisine girmek istiyor. Erbakan, Adalet Partisi kurucularının arasındadır. Yani resmi kurucusu değil, fikrî bakımdan. Ali Fuat Başgil'le beraber, bu ekibin içindedir, ama efendisi, şeyhi, hocası siyasete izin vermediği için Erbakan yer alamadı. Aydınlar Klübünün kurucusuda (Necmettin) Erbakan'dır. Aynı statü onun içinde de gelişmişti, onun içinde de vardı. Alpaslan Türkeş CMKPnin başına gelmeden önce istişareler yapıyor. Bu istişarelerin içinde var olandan biri ...(yayın kesiliyor)

    Sunucu: CMKP partisinden mi ilk defa aday oluyor Necmettin Erbakan?

    Fehmi Çalmuk: Evet burda gazete küpüründen gösteriyorum. Hatta Gökhan Evliyaoğlu'yla (Alpaslan) Türkeş tartışıyor merkez aday konusunda. Bu Genel Başkan aday kontenjanlarından biri (Necmettin) Erbakan. Bu gazete küpürünün altında Evliyaoğlu'yla Türkeş kavga etti yazıyor. Listede Samsun adayı var. Neden Samsun? Samsun aynı zamanda Ali Fuat Başgil'in seçim bölgesi. Erbakan, Ali Fuat Başgil'in cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinde çok aktif rol oynuyor. Hatta Korkut Özal'ın hatıralarında var. Korkut Özal diyorki: "Ali Fuat Başgil'in tehdit edilmesinden sonra otele gelmedi. Biz bekledik. Rahmetli abim vardı, ben vardım, Süleyman Demirel vardı. Erbakan hoca vardı", diyor. "Erbakan hoca bunu doğrulatmaya çalıştı. İstanbul'da doğrulattı", diyor. Yahya Oğuz Bey telefon etti. Gitti Ali Fuat Başgil'in evine geldi. İşi doğruladı. Yeni bir aday bulmamız lazım. Ne zamana akşamdan sabaha bulmamız lazım. Diyorki: "Erbakan'ın bitmez, tükenmez bir azmi vardı. İnadı vardı" diyor. Ve diyor, "Erbakan baktıki yeni bir aday olmuyor, kimse yanaşmıyor, o zaman Erbakan devreye giriyor". Diyorki: "(Süleyman) Demirel o zaman bana dediki Masonlarla işbirliği yapalım". Kendi içlerinde. Demirel aynı ekibin içinde. Erbakan hocanın evine giren, sohbetlere giren bir ekipte. (Süleyman) Demirel'in değişim süreci 1965ten sonra.

    Sunucu: Ben en çok şunu hatırlarım, bunu kim yazdı bilmiyorum ama. Bu 12 Eylül (1980) öncesi (Süleyman) Demirel'le Erbakan bir görüşmede bulunuyorlar. Kritik görüşmelerden bir tanesi. Koalisyonlar kuruldu kurulacak. Kurulamıyor. Tam 1975 (senesi) sonrası. O milliyetçi cepheli hükümetlerin kurulduğu yıllar. Tabii Demirel başbakan, Erbakan'da Milli Selamet Partisinin genel başkanı. Büyük bir olasılıkla Erbakan, (Süleyman) Demirel'in yanına gidiyor. Ya da Demirel Erbakan'ın yanına gidiyor. Tabi gazeteciler, bizler gibi abiler, o zaman kapının önünde kritik görüşme diye 1 saat sürdü diyorlar. İçeri giren Demirel: " Necmettin ben biraz yorgunum" diyor, kanepede uzanıyor. 1 saat çıktıktan sonra da "çok güzel bir görüşme oldu" diye açıklama yapıyor.

    Fehmi Çalmuk: Olayın özünü anlatayım: Recai Kutan'ın, Karanfil Sokaktaki evi(bahsedilen görüşme evi). Recai Bey ikisini davet ediyor. İkiside okul arkadaşı. Erbakan hoca bir kanepede uyuyor. Demirel bir kanepede uyuyor. Sonra yemek yiyorlar. Sohbet ediyorlar, çekip gidiyorlar. Gazetecilere çok hayırlı bir görüşme oldu diyorlar. Erbakanın İstanbul Teknik Üniversitesinden 28 şubat bitimine kadar hatta bundan sonra (Süleyman) Demirel'le ilişkisi hiç bitmedi. Yani koalisyon ortağı olarak da Demirel'le beraber oldu. Koalisyon ortağı olduğu zamanda her zaman bir siyasi rekabet oldu. Eğer Demirel...

    Sunucu: şu soru aklıma geliyor Demirel'le ilgili: yeni Türkiye'nin kurulamaması, Türkiye'nin bağımsızlaşamaması noktasında soru işaretlerim var Demirel'le ilgili. Demirel'le ilgili soru işaretlerim varken Erbakan'la ilgili niye olmasın mademki böyle yakın ilişki içerisindeler.

    Fehmi Çalmuk: Erbakan Türkiyenin en az Türkiyenin elin parmakları kadar sayılabilen milli siyasetçilerin başında gelir.

    Sunucu: Niye (Süleyman) Demirel böyle değil o zaman?

    Fehmi Çalmuk: Erbakan'ın rahmetli Uğur Mumcu'ya verdiği bir demeç var diyorki "Özal yumuşak bir demire benzer. Kim iyi döverse ona göre şekil alır." (Süleyman) Demirel de böyle. Demirel 1965 yılında Masonların eline düştüğünde Osman Kibar'la Demirel'i değiştiriyor. Hatta APde(Adalet Partisinde) burda Tahir Büyükkörükçü'nün hatıraları var. Konya Hayri Hizmet Vakfı başkanı Hüseyin Varol'un hatıralarında var. Tahir Büyükkörükçü, (Süleyman) Demireli acaip destekliyor. Hatta o zaman diyorki Türkiyenin en önemli Nakşibendi tarikatı Ramazanoğlu Efendinin damadı Demireli desteklediğini söylüyor, Hüseyin Varol'un hatıralarında. Daha sonra Demirel'in foyası ortaya çıktığında Tahir Hoca Demirel'e çok tavır koyuyor. Size bir şey söyleyeyim: Süleyman Demirelin masonluk belgesini kim ortaya çıkarttı? şu Fetö operasyonu Fetö tartışmalarında Köz diye bilinen Kemalettin Özdemir'in babası. Sait Özdemir. Bir banka müdüründen aldığı belgeyi Yılanlıoğlu'na, APnin kurucularından birine veriyor, o da kongrede dağıtıyor.Aynı Said Özdemir Türkiye'de Risale-i Nur'u Latince yayınladığı için Nurcular arasındaki ayrışmaya neden olan isimdir. Bu kitapta o da var. Bütün (Süleyman) Demirel'in o eksenden nasıl kaydığı. Demirel önceden Erbakan hocayla yiyor, içiyor. Erbakan'dan biraz hatta geliri düşük olduğu için yardım ediyor. Ama sonradan yapıdan kayıyor. Özal gibi, Korkut Özal gibi değil.

    Sunucu: Bu Das ist Erbakanın 2.cildi. Üçüncü cildi varmı?

    Fehmi Çalmuk: Gelecek yıl inşallah onu da Biatın Çocukları isminde yayınlayacağım. Milli Nizam Partisi, MSP, işte cihad şuuru, Milli Görüşün ekseni, Erbakanın bu konuda yapılan kritikleri, Almanyadaki islami hareket Almanya'da Milli Görüş teşkilatları, Cemalettin Kaplan dönemi, bu kitabın içinde olacak.

    Sunucu: Erbakan bugün yaşıyor olsaydı bugün ne derdi?

    Fehmi Çalmuk: Erbakan'ın bugün en çok sevineceği şeylerden biri milli harp sanayisinin hayata geçmesidir. Bir Erbakan öldü milyonlarca insan bu ideali Türkiyenin bağımsızlığını, Türkiye'nin sanayileşmesini, Türkiye'nin kalkınmasını yeni bir dünya talep eden yeni bir Türkiye talep eden milyonlarca Erbakan var. Onlar bir tohum attı, gitti. Aynı bayrağı şimdiki insanlar taşıyor. şimdi biz Erbakan'la aynı saftayız.

    ----------------------------Yayının sonu--------------------------------------

    Ana yorumumuzu tekrarlayalım:
    Atatürkün ve Kemalizmin Türkiyede çakılmış tek çivisi yoktur. Kemalizmin Türkiyede çakılmış tek çivisi vardır o da sahtekarlıktır, yalandır, ateistliktir, Batı kültürüdür. Yobaz diye damgaladıkları, hapishanelerde çürüttükleri, urganlarda sallandırdıkları dindar adamların bir örneği olan Necmettin Erbakan kendilerinin sahip çıktığı devrim otomobilinin babası imiş. şaşırdınızmı? Ben şaşırmadım. Kemalizm sahtekârlıktır, "devrim otomobili Erbakan'ındır" deseler kendilerini inkâr etmiş olurlar, mecburen yalan söylecekler.

    Erbakanın ölüm yıldönümünde yine güya çağdaş, uygar Kemalistlerin gerici diye damgaladıkları Yeni şafak gazetesinde bu kitaptan Das ist Erbakandan bölümlere yer verilmiş. Nasıl Kemalistler Millete ve Gurbetcilere darbe indirerek(askeri olsun, ekonomik olsun) Milleti yerin dibine soktuysa ve inim inim inlettiyse Kemalistlere darbe indirmek ve onları sorguya çekmek, yaptıklarını anlatmak her vatanseverin borcudur. Bende bu bilincin gereği olarak (telif hakkı bazı yerlerde melif makkı olur) burada yayınlıyorum.

    Tarih 27.02.2018
    ----------------------------Makalenin başlangıcı--------------------------------------

    Ölümünün 7'nci yıl dönümünde merhum Necmettin Erbakan'a siyasetin yolunu açan TOBB Başkanlığı'ndan dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından uzaklaştırılmasının hikayesi gün yüzüne çıktı. Gazeteci Fehmi Çalmuk'un "Das Ist Erbakan-Anadolu'nun Sanayileşme Sevdası" serisinin yayınlanan ikinci cildinde Erbakan'ın kendisini makamına kilitlediği anlatılıyor.

    Erbakan, Odalar Birliği Başkanlığı'na seçildi. Başbakan Süleyman Demirel dönemin Emniyet Genel Müdürü İbrahim Ural'a "Atın bu adamı kardeşim" diye seslenmişti. Atılacak kişi Erbakan'dı. Daha sonra Demirel, "Ne pahasına olursa olsun çıkarın o adamı oradan" demişti. Vali operasyon için emir verdi. Erbakan'ın oturduğu makamın kapısı kırılacaktı. Odalar Birliği önünde başta Milli Türk Talebe Birliği (MTBB) ve MHP'li öğrenciler Erbakan için gece gündüz nöbet tutmaya devam etti. "Milliyetçi Türkiye, kahrolsun masonlar" şeklinde sloganlar atılıyordu. Odalar Birliği'nin üst katlarına birçok komando sızdı. Başkanlık odasının kapısı ana baba günüydü, komandosu var, gazetecisi var, sivili, memur, polisi var. Yani herkes yerine almıştı.

    Polisler kapıyı açmayı beceremediler. O zaman hırsızlık masasına emir verilip ellerinde iyi bir hırsız olup olmadığı soruldu. Sonunda çilingir Çapur Hüseyin'i getirdiler. Kapı açıldı, Erbakan içeri girenleri karşıladı ve "Müdür bey yaptığınız kanunsuz, bundan mesul olursunuz" dedi.

    (Süleyman) Demirel'ın baskısı sonucu Erbakan, görevini bıraktı. Bu olay Erbakan'ın siyasete girmesini artık zorunlu hale getirdi. Odalar Birliği'nden ayrılarak Adalet Partisi'ne kaydını yaptırmaya gitti. Veto edileceğini bile bile gitti ancak daha sonra Erbakan "Eğer öyle yapmasaydım bunlar, Erbakan solun karşısında sağı böldü diyeceklerdi" diye anlatıyor.

    Erbakan'ın kardeşi Selahattin Erbakan "Babamın öğüdünü hatırlıyorum. Küçükken bize kesinlikle siyasete girmeyin diye öğüt vermişti. Babamın öğüdünü kardeşim tutmadı ve sonuna kadar siyasete girdi" şeklinde konuştu.

    Erbakan ve Demirel'in İstanbul Teknik Üniversite'den okul arkadaşı Recai Kutan'ın ilginç bir tespiti var. Süleyman Demirel'in Gümüş Motor aleyhine çalıştığını belirten Kutan, "Erbakan'ın Gümüş Motor'dan başlayan engellemelere karşı bir zorunluluk olarak siyasete girecekti" diyor.

    Erbakan 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti olmuştu. (Alman şirketi) DEUTZ AG tarafından 'Dr. Başmühendis' olarak (tanınan) Erbakan, Almanya'ya davet edildi. Erbakan, kullanılmış motorların boyanarak Türkiye'ye ihraç edilmesinden rahatsızdı. 1954'te 17,5 ay Kağıthane'de vatani görevini yaptı. Teçhizatın ABD'den gelmesi hoşuna gitmiyordu. Türk askerinin kendi teçhizatını yapması için hemen liste hazırladı. Amerikalı albay, listeyi hazırlayan kişi ile görüşmek istedi. Okul Komutanı şeref Özel ve Erbakan, ABD'li albayın yanına giderler. İlk önce ABD'li albay söze başlar, " İş makinelerinin tamiratı sırasında imal edilmesi gereken çeşitli parçaların imalatı için tezgahlar istemişisiniz. Siz nasıl olurda bu tezgahları talep edersiniz" dedi. Erbakan "Amerika'daki aynı birliklerde bu tezgahlardan var. Bizde niçin olmasın" cevabını veriyor. ABD'li albay bu tavır karşısında susmakla yetindi ve tezgâhları göndermekten başka çaresi kalmamıştı. Almanya'da Leopar tankların motorunu Erbakan icat etti. Leopar tankları dünyada ilk olarak hem mazotlu hem de benzinle çalışan motorlardı. Alman profesör arkadaşları Erbakan'a " Sayın Erbakan siz 10 yıl önce bu motoru bulsaydınız biz Almanya olarak 2. Dünya Savaşı'nda Ruslara kaybetmezdik" diyorlar.

    Gümüş Motor, montaj zihniyetinin aksine yüzde 100 Türkiye'de üretmeyi savunmuş bir anlayışın ürünü. Gümüş Motor, 1 Temmuz 1956 günü 300 ortaklı olarak kuruldu. Adnan Menderes, Erbakan'a döviz ve kredi desteği verdi. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in odasına Genel Müdür Erbakan girdi ve çantasındaki dosyaları masanın üzerine bıraktı. Erbakan, dosyanın birini Gürsel'e gösterdi ve dikkatini çekti. Dosyanın kapağında "milli otomobil projesi" yazıyordu. Gürsel milli otomobil projesini beğenmişti ve "hemen kolları sıvayın" talimatı verdi. Ticaret Sanayi Bakanı şahap Kocatopçu, "Hem Gümüş Motor fabrikasında çalışan hem de Makine Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e geliyor. Türkiye'de otomotiv sanayii kurmak üzere projeler getiriyor. Film gösteriyor ve Gürsel'i ikna ediyor" diye anlatıyor. Gürsel, 'Bu millet ot satmakla kalkınamaz" sözlerine dikkat çekti. 1961 yılında Erbakan arabanın etüt çalışmasını tamamladı. Fakat Ulaştırma Bakanlığı, yerli otomobilin imali görevini Devlet Demir Yolları'na verdi. Bu da Erbakan ve Gümüş Motor'un devreden çıkarılması anlamına geliyordu.

    Kimisine göre "Hoca", "Profesör" kimisine göre de "Dâvâ adamı", "Savunan adam" ve "Mücahit" yakıştırmalarıyla tanımlanan merhum başbakanlardan Erbakan'ın vefatının üzerinden 7 yıl geçti. Milli Görüş hareketini kurarak, Türk siyasetine yeni bir anlayış yerleştirerek, kendi ideolojisini bugün dahi siyaset, ekonomi, kültür gibi önemli alanlarda yaşatabilen Erbakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bugün siyasette ve bürokraside aktif görev alan pek çok ismin yol göstericisi, "Erbakan Hocası" oldu. 29 Ekim 1926'da Sinop'ta doğan Erbakan, 28 şubat'ın yıldönümü arifesinde 27 şubat 2011'de vefat etti. 1 Mart 2011'de vasiyeti üzerine devlet töreniyle değil, İstanbul Fatih Camii'ndeki cenaze töreninin ardından milyonlar tarafından uğurlandı.

    Kaynak : Yeni şafak

    ----------------------------Makalenin sonu--------------------------------------

    Bir internet gazetesinde yazı yazan Ali Taşcı Erbakan'la ilgili gençlik günlerinde yaşadığı bir olayı yazısında aktarmış. İbret alınacak bir olay olduğu için burada aynen aktarıyorum. Ali Taşcı gibi Millet yaşadıklarını anlatsa hatıralar sel olur dünyayı aşar, ahireti basar. Türk Milletinin yaşadığı zulüm Stalinin kendi Milletine yaptığı zulümden aşağı kalır değildir. Kemalistlerse Milletin yaşadığını şöyle görüyor: yobazlıkta direnen, aydınlanmayı reddeden örümcek kafalıların direnişi. Necmetin Erbakan'ın halk arasında lâkâbı mücahittir. Savaşan kişiye mücahit denilir. Kiminle savaştığı bellidir.

    ----------------------------Yazının başlangıcı--------------------------------------

    Başlık: Erbakan Hoca'yla bir Rize günü
    Tarih: 01.03.2018

    Yıl 1973. Sanırım mayıs ayıydı. Öğretmen okulu öğrencisiyim. Rize sokaklarında gezerken, bir Anadol arabanın üzerinden yapılan bir anonsa dikkat kesiliyorum: "Yarın saat 13.00'te Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Sayın Profesör Doktor Necmettin Erbakan, Ses sinemasında halka hitap edecektir!" Bugüne göre çok kapalı bir zaman dilimi o yıllar. 1971 muhtırası verileli iki yıl olmuş. Ardından Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilmiş. Ülke ara dönem başbakanlarıyla idare ediliyor. Halkın gözü açık değil; çünkü iletişim yok denecek kadar az. Mesela, Rize'de o yıllar hiçbir evin çatısında Tv anteni yok; çünkü yayın yok. Gazeteler ise tek tüfek. Milli Gazete de yeni çıkmış; onu izlemeye çalışıyorum ve Erbakan'dan haberim var. Erbakan'dan haberim var; ama onu yakinen hiç görmemişim; sadece Milli Gazete'de yayınlanan resimlerinden tanıyorum. Hiçbir gazete ondan söz etmiyor. Milli Gazete'nin ikinci sayfasının alt köşesinde " Basında MSP" diye bir yer var, ama bazı günler hiç yayın yok; çünkü hiçbir basın MSP'ye yer vermiyor. ( Burda parantez açıp bir duruma temas etmek istiyorum. 1973 seçimlerine iki gün kala Hürriyet gazetesi o güne kadar hiç söz etmediği MSP'den söz ederek, manşetten şunları yazıyor: " MSP'nin Türkiye'de çıkaracak olduğu milletvekili sayısı belli oldu; Konya bir, Urfa bir ve İstanbul bir olmak üzere üç milletvekili!")

    Ertesi günü iple çekiyorum! O gün gelince okulu da astım, gitmedim okula. Ses sinemasının yolunu tuttum. Içimde bir tedirginlik var; ya öğretmenlerim veya arkadaşlarım beni görürlerse! " Seni şeriatçı- yobaz, örümcek kafalı!" derlerse! Her şeyi göze alarak (Rize'deki)Ses sinemasının önüne geldim. Ortalıkta birkaç kişi var. Hepsi bu kadar mı? Demek ki biraz erken gitmişim. İçeriye girdim, en önden üç sıra arkada ve köşede oturdum. Biraz sonra kalabalık gelmeye ve sinema dolmaya başladı. Meğer Hoca'yı halk yolda karşılamaya gitmiş. şimdi Hoca'nın salona girmesini bekliyoruz. Salon tıklım tıklım dolu. Kafalar, gözler fır dönüyor, sağa sola bakıyor. Heyecan dorukta! Bir anda salonu dolduran bir slogan atılıyor: "Mücahit Erbakan!" Gözler Hoca'ya odaklanırken, alkışlar salonu inletiyor. Erbakan Hoca, vakur haliyle direkt olarak sahneye çıkıyor. Birisi Hocayı takdim ediyor ve Hoca, mikrofonu eline alıyor. Salonda sinek uçsa sesi duyulurdu, herkes pür dikkat Hoca'ya odaklanıyor. Belki bir dakika veya daha çok hiç konuşmuyor, salonu tarıyor gözleri. Sonra kendine çeki düzen veriyor ve (evet) asırlardan imbikleşip gelen ve yürekleri sarsacak o sözü söyleyiveriyor: " Esselamûaleyküm Rizeli hemşerilerim!.."

    Bir anda salondan farklı sesler yükseliyor! Sanki herkes anlaşmış gibi yüksek sesle herkes ağlıyor! Farkında olmadan ben de ağlıyorum! Salon adeta ana baba günü! Yanımdaki yaşlı adam, mendiliyle gözlerini silerken mırıldanıyor: " Allah'ım, bugünleri bizlere gösterdin ya, sana hamdolsun! Koskoca bir makine profesörü bize selam veriyor, Allah'ın ismini anıyor!" Yarım asırdan fazla bir zaman bu millet, yöneticilerinden bu tarz sözler duymamış, şaşırıyor. Üstelik bir ilahiyat profesöründen değil de bir makine profesöründen duyuyor. Bunun adı medeniyet boşalması idi. Uzun zaman medeniyetinden uzak düşürülmüş bir milletin, Yusuf gibi kuyuda veya zindanda beklerken duyduğu kurtuluş sesiydi bu. "Atma Hamidiye atma"yla büyümüş, sahilinde sekiz idama şahit olmuş bir neslin çocukları, şimdi içlerinde demledikleri sesle aynı frekansta buluşmuş bir sesi duyduklarında, ister istemez gönülden asırlık feryatlarını dile getiriyorlardı. Ondan sonra Hoca ne demiş, ne dememiş kimsenin pek de umurunda değildi.

    Konuşma bitti, kalabalık camiye doğru yürüdü; namaz kılınacaktı. O da ne? Erbakan Hoca ve arkadaşları da camini yolunu tutmuşlardı. Hep birlikte camiye girildi. şimdi ağlama sırası camideydi. Yaşlılar gözyaşları içinde yine mırıldanıyorlardı: "Allah'ım, bu ne güzel bir gün! Bir partinin lideriyle birlikte sana secde edeceğiz! Bütün dünya benim olsa, şu anki manevi zevkimle hiçbirini değişmezdim!"

    (Sonra "Erbakan Hoca Rize'de iki defa öğle namazı, Çayeli'nde aynı şekilde ikindi namazı kıldı." tarzında iftiralar ayyuka çıktı. Halkın da pek suçu yoktu aslında, hiç parti lideri, üstelik bir profesör, namaz kılar mıydı? Allah'a secde eder miydi?)

    ----------------------------Yazının sonu--------------------------------------

    28 şubatın yıldönümünde televizyon kanallarını seyrediyor, internet gazetelerini okuyorum. Konuşanların, yazarların hepsi darbeciler, cuntacılar diye suçluları işaret ediyor. Bazıları vesayetten bahsediyor, çok az insan CHPyi ve Kemalistleri suçlu olarak gösteriyor. Eğilim ise şöyle: daha çok suçu Batıya, Avrupaya, Amerikaya yüklemek. Yapmayın muhafazar kesim, size sesleniyorum. Darbeci, cuntacı, ordu subaylarının hepsi Kemalist olarak yetiştiriliyorlardı. Ordudaki subaylar kendilerini laik, yani ateist Türkiyenin bekçisi gibi görüyorlardı. Aynı şey basın içinde geçerliydi. Bugün bile basının belirli bir kısmı kendilerini ateist, Kemalist, Batı kültürü kaynaklı düzenin bekçisi gibi görüyorlar. Muhafazakar kesim kendilerine dayatılan Atatürkün Batı kültürünü değiştirmek istemiyor, sadece kendince kendi kültürünü geleneğini yaşamak istiyordu. Muhafazar kesim bu Cumhuriyet düzenini değiştirmeyi istemiyor ve sadece aldığımız Batı kültürü hakkında haklı eleştirilerini dile getiriyorlar. Bu haklı eleştirilere bile Kemalist basının müsamahası, hoşgörüsü bugün de yok, hemen yobaz damgasını basıyorlar. Misal olarak verelim: bildiğimiz Kemalistler tarafından yazılan, beslenen, desteklenen Sözcü gazetesi. Milleti sinek kadar gören, dini yüzünden seçimlerde her zaman dinine bağlı olan partilere oy verdiği için seçimlerde "beyninizi kullanın" diye reklam yapan ve aslında Millete beyinsiz ve "koyun" diyen beyinsizlerin gazeteleri. Bu gazeteler Erbakan zamanında çok miktarda vardı ve basın sadece bu gibi gazetelerin elindeydi. Din referanslı gazeteler çok az sayıdaydı, korkudan pusmuş, sinmiş "başımıza bir hal gelir aman ha Kemalizmi kızdırmayalım, ılıman, yumuşak laflar yazalım" siyaseti güdüyorlardı. Benim şimdi hayret ettiğimse bu kadar demokratik bir ortama gelindiği şu günlerde muhafazakâr basının nerdeyse Kemalizmi unuttuğudur. Eskiden savaştığı bu ideolojiyi neredeyse aklar gibi birde suçluyu Avrupada aramaları, Avrupadan bahsetmeleri anlaşılır gibi değil. İttihat ve Terakkinin yetiştirdiği torunlar hâlâ bugün eskisinden daha beter propaganda yapıp Milleti kandırmaya çalışıyorlar. İttihat ve Terakinin mirascıları Kemalistler pes etmiş değil, bilakis bugünkü hükümeti devirip Batı kültürü güdümlü Türkiye'yi eskisinden daha şiddetli şekilde geri getirmeye çalışıyorlar. Muhafazakarların gözleri kör oldu, suçlu kim denilince sadece Batıyı görüyorlar. Kemalistlerse sırıtıp eski hainliklerini yapmak peşindeler. Ben buna akıl tutulması diyorum. Yada 15 Temmuzdan sonra Kemalizm kuvvetini kaybettiği için mi artık Kemalistleri ciddiye almıyorlar bilmiyorum. Necmettin Erbakanın ve onun zamanlarında Milletin yaşadığı çileyi sanki uzaydan uzaylılar gelmişde Millete ceza vermiş gibi bir hal içindeler. Allah Milletimize hafızasını kaybettirmesin, her şey çabuk unutuluyor. Gurbette köle gibi çalışan ve CHPnin bir zulümünün eseri olan biz Gurbetciler gibi Türkiye Gurbetcileri de unuttu, Kemalizmi de unuttu, yaşadığı zulümleri de unuttu. Bir cesur adam çıkıp da cesurca Kemalizm ve CHPden hesap sormuyor. Bütün bu zulümlerin kaynağı olan CHP ve Kemalizm es geçiliyor. Sadece şeriata ve Kurana daha yakın olan eski Milli Görüş mensuplarının sesi çıkıyor. Onların da çoğu yaşlanmış, "Uzun Adam varya bizim söyleyeceğimizi söylüyor" diye herşeyden elini çekmişler. Sadece bir kaç tarihci ve eski siyasetciler cesurluk gösterebiliyorlar ve Milleti aydınlatıyorlar. Genç nesilse iphonelarından mesaj atmadan zaman bulamıyorlar. Yani herşey Atatürkün kurduğu Kemalizme, sahtekarlara ve Kemalizmin basınına yarıyor, onlar için çalışıyor. Hatta ve tabiiki Türk Tarih Kurumu ve Milli Eğitim adı altında Kemal Eğitim yeni Kemalistler üretiyor.

    Söz açılmışken Milli Görüşün eski üyelerinden olan eski Rize milletvekili Şevki Yılmaz'ın bir televizyon konuşmasını aktarayım. İbretlik bir konuşmadır. Kemalizme ve Ataürke mahkemelik olmamak için fazla dokunmamıştır. Fakat dokunduğu yetmiştir, çünkü onun kadar cesur konuşan ne yazıkki eski muhafazakârlar yoktur.

    Yayının tarihi: 27 şubat 2018,
    Yayın kanalı: malûm Kemalistlerin yobaz diye tarif ettikleri Akit TV
    Yayının adı: Milli Diriliş

    -----------------------Şevki Yılmazın konuşmasının başlangıcı-----------------------------------

    "....Maddi ve manevi kalkınmayı önce ahlak ve maneviyat bayrağını Türkiye'de taşıyan Anadolu barış köprüsünün kurulması için uğraşan ve barış köprüsü kilit taşı Türkiye'yi gediğine oturtmak için mücadele eden liderlerimizden en mühimi üzerilerimizde hepimizin hakkı olan yeniden büyük bir Türkiye'nin maddî ve mânevi lideri prof.dr. Necmettin Erbakan hocamızı saygıyla ve minnetle anıyoruz. 1970 yılında Milli Görüş hareketinin 15 yaşında bir hatibiydim. Milli Nizam Partisi doğduğum İzmit'te seçime girdi. Büyük başarıyla çıktı. Yeni bir parti olmasına rağmen. Milli Nizam Partisi kısa bir süre sonra kapatıldı. İzmit'teki başarısından dolayı. Arkasından Milli Selamet hareketi ve o hareket içinde de yanında bulunan kardeşlerinizden biriyim. Rabbim şahitki Erbakan hoca gece traktör farı (ışığı) altında temel atıyordu. Acelesi vardı. O günkü darbecilere çanak tutan CHP dalga geçiyordu Erbakan hocamla. "Elektrik yok, direk yok, hoca temel atıyor" diyorlardı. Hocamız rahmetli cevap veriyordu: "Evet acelemiz var. Çok acelemiz var. Elektrik telleri, direkleri sonra gelir. Biz hemen başlayalım". Neden? Çünkü Van merkezli Ermenistanın güneydoğusunu İsraile peşkeş çekileceği kurdurulacağını çok iyi bilen, Siyonizmi çok iyi tanıyan bir liderdi. İşi olan aşı olan, eşi olan dağa çıkmayacağı için, Kürt kardeşlerimizin çocuklarını Kandilde aldatmasınlar diye Doğuyu kalkındırma hamlesini başlattı. Ve o günler - şahitleri burda- pek bereketli yıllar idi. 2 sene içinde 2binin üstünde devlet tesisi temeli atıldı ve kurdalesi kesildi Türkiyede. Tabii darbeler Erbakan hocama münhasır değil. Darbeler kalkınmakta olan her ülkenin kaderidir. 1983yılında, Keçiören stadyumunda yanılmıyorsam, bir konuyu dile getirdim diye 28 şubat (1997den) sonra 1486 general, subay, albay dâvâ açtı bana. Hava kuvvetleri, deniz kuvvetleri, genel kurmaya noter getirdiler. Noter Şevki Yılmaz'a dâvâ açtı, sevende açtı, sevmeyende açtı. Ne demişim bir merak ettim. Avrupa'da hicret yıllarımda dâvâ açıldı, duyunca, kasedi istedim. Orada dedikki: 1993yılında belediye iktidarına doğru yürüyoruz. Anketler onu gösteriyor. Seçmeni aldatmıyalım, siyaset doğruluktur. Biz politikacı değiliz. Yani Refah Partisi geldiğinde, hocam geldiğinde ucuzluk olacak, ekonomi düzelecek, Türkiye çok güçlü bür devlet olacak, öylesi bir şartlanmaya Millet girmesin. Dedik ey Millet, sakın geldiğimizde her şeyi düzelteceğimize inanmayın. Türkiye'de darbeleri önlemeden Türkiye'nin önünü açamazsınız. O zamanlar milletvekili sayısı 450. 450 tane profesör, doktor Necmettin Erbakanı, 450 tane il müftüsünü de, hatta 450 tane -Allah rahmet etsin- Timurtaş Uçar hocamı meclise soksanız, Türkiyede parlamento formalitedir. Bugün Türkiye 100 yıl savaşmamasına rağmen savaşan ülkelere işci göndermesinin sebebi darbelerdir. Hatta şimdi ilave ediyorum 17 Ağustos 1997 depreminde 100 bin insanın ölmesinin sebebi de darbelerdir. Neden, bizim çocukluğumuzda çok az nüfusluydu. Kim göç ettirdi Gümüşhaneliyi, Sivaslıyı, Rizeliyi, Anadoluyu büyük şehirlere? Türkiye'nin kalkınmasının olmayışı. Fert başına milli gelir 2000 dolar. Hollanda 50bine ulaşıyor, Japonya 50bini geçti. Bunlar şehirlerine atom atılan devletler. Afrika'daki kölelerin Avrupada çalışmasını anlıyorum. İşgal yaptılar bizden sonra. Biz olmayınca. Zorla köle getirdiler. Peki Konyalıyı, Sivaslıyı Türkiyeliyi Avrupada işçi yapan savaş hangi savaş? Hangi savaşta esir alıp gittiler Osmanlı çocuğunu? Bir savaş adı söyleyin. Gemilere zorla doldurarakmı Kunta Kinteler gibi mi Türkiye halklarını Almanya'ya Avrupaya, devlet olmamış valilikle yönetilen Kanada'ya, İngiliz sömürgesi Avusturalya'ya hangi güç gönderdi? Bu bile yetiyor darbelerin ana sebebi. Onun için enflasyonunda sebebi, faizinde sebebi, tefeciliğin hortlaması, bütün belaların sebebi darbelerdir. Darbeleri önlemeden Türkiyenin önünü hiçbir siyasi açamaz dedim, o konuşmamda. Ve darbeleri önleyecek ilacı açıklıyorum deyince kudurmuşlar demekki. Anne babalara sesleniyorum. 15 yaşından itibaren erkek çocuklara sarılın her hafta. Deyinki evladım, oğlum sen askere gittiğinde sana komutanlar, sana maşalar, paşalar demiyorum, çünkü paşalar bizden, darbeciler paşa değil maşadır. Dış güçlerin maşası. Oğlum Islama vur, örtüye vur, halkın inançlarına vur, halkın seçtiği idarecilere vur diye talimat verirse, sende bu talimata uyarsan, sütüm haram olsun sana. Baba olarak da hakkım haram olsun de. Yavrun o inançla askere gitsin, bak o zaman bu haydutlar darbe yapabileceklermi. Menderes'in karşısında sigarayı yakmış böyle hain subay alıyor sigarayı, ere(rütbesi en düşük asker) diyorki "git (Menderesin yanına) göğsünde söndür bunu(sigarayı)". Menderes şehit oldu, yıkanırken göğsü yumruk kadar delikti, sigara deliği. Asker gidiyor, saf asker. Sigarayı göğsünde söndürürken Menderesin "hakkını helal et" diyor. "Biz seni çok severiz, ama emir kuluyuz". Sen emir kulu değilsin, Allahın kulusun. Bu şuurla yetiştir, bak bu beyler bakalım darbe yapabileceklermi. 15Temmuzda, elhamdülillah, bu sohbetlerin meyvesi gözüktü, Allaha şükürler olsun. Bunun için darbe Türkiyenin de kaderi değil. Osmanlı devletini darbe yıkmıştır. 28 şubat 1997 darbelerin en hafifidir. Bu gece bunları konuşacağız. Ne bedeller ödendi bu Türkiyenin ayağa kalkması için. İlk darbe Genç Osman'a yapılmıştır. 400 senemi geçiyor? Genç Osman ordunun dönmelerden olduğunu hissetti. Ordunun üst seviyesi dönme sebatayist. Veya Ermeni dönmesi. Veya Yeniçeri ocağı. Bunlar her zaman isyan ediyor, her zaman. Dediki: "benim bir milli ordu kurmam lazım". Anadoludan. Sırrını eşine söyledi. Eşi kime söylediyse Anadolu'ya hacca gitme bahanesiyle çıkarken maalesef Genç Osman'ı boğdurdular. Boğdurmasaydı, bugün ne 28 şubat 1997yi konuşuyorduk, ne Osmanlı cihan devleti boğdurulamazdı, hala dünyayı yönetiyordu. Osmanlı devleti savaşla yıkılmamıştır. Ne Çanakkalede, ne Sakaryada, hangi savaşta yenildikte devlet gitti?.....

    Burada Şevki Yılmazın konuşmasına ara vermek zorundayım. Çünkü Şevki Yılmazda tarihi iyi okuyamayan, yada okuduğu halde mahkemelik olmamak için susmayı tercih eden birisi. Osmanlı devleti, Atatürkün Filistinde savaşı bırakıp kaçmasıyla yenilmiştir, yıkılmıştır, elden gitmiştir. Osmanlı ordusu girdiği 1.Dünya Savaşında, güney cephelerinde Kutül Amarede ve Mekke, Medinede Ingiltereyi yenmiştir. Sadece Filistin cephesinde Atatürk ve İsmet İnönü savaşmayı değil kaçmayı tercih etmiş, başka cephelerde yendiğimiz halde, yenilmiş sayılıp Mondros mütarekesini imzalamak zorunda kalmışızdır. Hatta hâlen savaşmakta olan Medine cephesindeki yada yenmiş, galip gelmiş olan Kutül Amaredeki komutanlara savaşı bırakın emri verilmiştir. Ve sonra ardından herkesin bildiği Yunan işgali ve Kurtuluş Savaşı gelmiştir. Atatürk Filistinde savaştan kaçmıştır. İngiliz askerlerinin üstünlüğü sadece Filistinde değil Kutül Amarede ve Medinedede vardır, fakat Atatürk kaçmıştır.Yani İngilizlerin Filistinde sayıca üstünlüğü Kemalistlerin bahanesidir. Hatta Arap ihaneti Filistinde ve Kutül Amarede değil Medinede olmuştur. Şevki Yılmaz inşallah gerçekleri ileride anlatır. Kemalistlerin baş düşmanı Kadir Mısırlıoğluna yüklenmelerinin bir sebebide Mısırlıoğlunun "Filistinde bir hain vardır" demesidir ve bu hainle Atatürk'ü kasdetmesidir. Bunu bir yazımda belirtmiştim. Neyse dönelim Şevki Yılmaz'ın konuşmasına.

    "....Osmanlı devleti 31 Mart (13 Nisan 1909) ayaklanmasıyla yıkılmıştır. Selanik'ten hareket eden çoğunun dönme sabatayist Ermeni dönmesi olduğu, içinde de aldatılmış insanların olduğu bir ordu yıkmıştır. Darbelerin en büyüğüdür. Osmanlı devletini tarihten silen 31 Mart (13 Nisan 1909)darbesidir. Ve bu darbe din adına olmuştur. Hacısı, hocası katılmıştır. şeriat istiyoruz diye sokağa dökmüşlerdir halkı. Abdülhamit'i kâfir göstermiş o günkü medya ve halk İslamı getirmek için bu kâfiri yıkalım demişlerdir. Fakat yıkılan Abdülhamit değil, yıkılan koskoca cihan devleti. Ve ondan sonra asıl hedef ne darbelerde? Asıl hedef -örtü namaz hepsi bahane- Avrupa için öyle bir dert yoktur. Bugün Avrupa'nın, Amerika'nın en iyi dostu sözüm ona şeriatla yönetilen Suudi Arabistan'dır. Varmı derdi sarıkla cüppeyle. İrtica varmı? Sömürüyor petrolünü alıyor. Suudlunun ne çarşafına karışıyor, ne şeriatına karışıyor."....

    Burada tekrar Şevki Yılmazın konuşmasını bölmek zorundayım. Çünkü Şevki Yılmaz Osmanlı devletini sanki dıştan yıktılar, asıl düşman Batı gibi bir izlenim yaratmaya çalışıyor. Asıl içteki Batı delilerini , Batı kültürünü Osmanlıya getirmek için Osmanlıyı yıkan Jöntürkleri, aralarında Atatürkün de bulunduğu İttihat ve Terakki'yi atlıyor, Kemalistleri unutuyor, sadece CHPye işaret ediyor ve bugünkü muhafazakarların yaptığı en büyük yanlışı tekrarlıyor. Batı, Osmanlının yıkılması için elinden geleni yaptı, Avrupa'da çıkan gazetelerle her şeyi denediler. Fakat asıl darbeleri Batılılar değil içimizdeki Batı delileri, başta İttihat ve Terakkici'ler olmak üzere Osmanlı'yı değiştirip dinini, kültürünü, geleneğini her türlü İslama ve Türke ait olan özellikleri yok etmeye çalışmışlardır. Abdullah Cevdet, Tevfik Fikret, Atatürkün yakın arkadaşları Ali Fethi Okyar, Falih Rıfkı Atay, bizzat Atatürk, bir sürü Osmanlı subayları, güya aydınlar, Osmanlı ve İslam zihniyetini yok etmeye çalıştılar. İttihat ve Terakki üyeleri, Batı kültürüyle medeni bir devlet olunacağını zannediyorlardı. İttihat ve Terakki'yi Batı besledi, korudu, arka çıktı. Batı, Osmanlı'yı devirmedi. Batının maşası olan İttihat ve Terakki Osmanlıyı devirdi. Şevki Yılmaz burada tekrar hedef saptırmaya gidiyor, dâvâsına ve gerçeklere hainlik yapıyor, Kemalistlerin ekmeğine yağ çalıyor. Yapmayın. Yapma Şevki Yılmaz. Hocan Necmettin Erbakan mezarında bu sözlerini duysaydı seni azarlardı. Ne diyordu Erbakan hocan Bülent Ecevite, Süleyman Demirele, "sizi gidi Batı taklitcileri sizi". Dâvânı ve gerçekleri sapıtma. Dönelim tekrar konuşmasına.

    "...Avrupanın hak ölçüsü menfaattir, çıkardır. Çıkarı demokrasi ise demokrasi onlar için fazilettir. Çıkarı krallık ise, krallık onlar için fazilettir. Çıkarı demokrasiyi boğmaksa, darbe onlar için fazilettir. Birgün bir Amerikalı yetkiliye söyledim. Bize demokrasi dersi veriyorsunuz. En yakın müttefikleriniz krallıkla yönetiliyor. Ürdün'e niçin demokrasi getirmiyorsunuz. Güldü. Orda Amerikanın çıkarı demokrasiyle yaşamaz. Suudi Arabistan Arap halkı sizin gibi harf devrimiyle tarihini devirmedi. Araplar mason bir partiye oy vermez, çünkü ayetlerin mânâsını biliyor. Bundan dolayı Ortadoğu'da kurulacak demokratik partilerde mason partilerin yaşama şansı yok dedi Amerikalı. Onun için orayı krallıkla sömürüyoruz. şimdi krallığın da çıkarı azalınca kendimiz işgal edelim, yönetelim dönemine geçti. Onun için darbeler kalkınmakta olan ülkelere yapılır. Sadece bir misalle bitiriyim. İran dünyanın en zengin petrol ülkesidir. Ama 1953 yılına kadar İran'da açlıktan ölen vardır. En zengin ülke 1953. Deli bir başbakan geldi oraya. Musaddık. Sigortası attı. Dediki: nedir be, petrol bende açlık bende. Bakanlar kurulunu topladı İran petrölünü millileştirdi ve Shell'le Mobil'i kovdu İrandan, İngiliz petrol şirketlerini. Halk sevindi, başbakan sevinç içinde. Yatağına yattı. Gece saat 3de kapısı çalındı. Türkiyenin kaderi değilki sadece. Başbakanın gece 3te kapısı çalınıyor. Pencereden bir baktı. Etrafı tanklar sarmış. Aşağıya indi. Albay "Başbakanım seni götüreceğim" diyor. "Oğlum sen İngilizmisin. Ben İngilizi kovdum seni gönderdiler". "Bilemem" dedi. "Emir kuluyuz." Bundan bir kurtulsak zaten. Biz Allahın kuluyuz. Biz başkasına kulluk etmeyiz. Ve mahkemede tarihi sözüdür. Altına bin defa imza atıyorum . Bunu herkesin bilmesi lazım. Darbeler bu şuurla ünlenir. "şimdi Anladımki" diyor Musaddık idamla yargılandığı mahkemede. "şimdi anladımki emperyalistlerin sömürdüğü 3.dünyanın kalkınmakta olan ülkeleri kendi cuntalarının işgali altındadır." Neden bu ülkelerde ordu sayısı çoktur. şimdi düğme savaşı var dünyada, füze savaşı var. Amerika emperyalist şeytan 250bin askere sahip. Neden askerini çoğaltmıyor. Gerek yokki füze savaşı, uçak savaşı. Sömürülen ülkelerde hep darbe yapmak için orduların sayısı yüksek tutulmuştur. Çünkü şehirlerde nöbet tutacak darbelerde, köylerde, mahallelerde. Dolayısıyla Türkiyemizde maalesef Osmanlı boğdurulduktan sonra, darbelerle hep yerinde saydırılmış, geri bırakılmıştır. En kanlı darbe 1928de yapıldı. Cumhuriyet Terakkiperver Fırkasına. CHP zihniyeti Mustafa Kemale suikast yaptırdı. Kendileri yaptırdı. İttihat Terakki derin devlet. O partiyi kapatmak için gerekçe gerekiyordu. İzmir suiskastini bizzat o günkü mason zihniyetli İttihat ve Terakki tertipledi. Çünkü Cumhuriyetci Terakkiperver Fırkası yönünü Avrupaya dönenlere yeter artık diyen ilk milli partidir. Yani bu hareket Erbakan hocamla da başlamadı. Hiç bitmedi. Türkiye sevdası vatanı güçlü kılma sevdası hiç bitmemiştir. Darbelerde bitmedi. Ve Kazım Karabekir Paşa liderliğinde bu parti kurulmuştur. Kurucuların çoğu cephe komutanlarıdır. Birisi Batı cephe komutanı Ali Fuat Cebesoy, öbürü her perşembe akşamı izlediğiniz Kutül Amarenin komutanı Sakarya muharebesinin bizzat komutanı, simsiyah sakallı, Nurettin Paşadır. Âdeta düşmanı denize döken komutanlardan intikam alırcasına Cumhuriyet Terakkiperver Fırkası bu tertiple kapatılıyor, 16 milletvekili idam ediliyor. Onun için 28 şubat 1997 yüzyıllık mücadelenin en zayiatsız olanıdır. 16 milletvekili. Biri bizim Lazistan milletvekili. O zaman Artvin, Rize o bölgenin adı Lazistan idi. Lazistan milletvekili Ziya Hurşid'dir. 35 yaşında Almanyadaki tahsilini bırakıyor. Makine mühendisidir Ziya Hurşid. Tek şey yazmış meclisin tahtasına. "Bir millet putunu kendi yapar, kendi tapar." Başka bir şey yok. Ama Cumhuriyet Terakkiperver Fırkasının içinde olduğu için, milli mücadele içinde olduğu için, idam edilenlerin biride Ziya Hurşiddir. Ali Fuat Cebesoy idam mahkumudur. Kazım Karabekir Paşa doğu cephesi. Ya istiklal ya ölüm kararını veren Kazım Karabekir Paşadır. Amasya, Erzurum, Sivas kongrelerinin toplayan doğu cephesi komutanı, Ruslarla savaşmış, Ermeni isyancılarla savaşmış bu insanı idama mahkûm ediyorsunuz. Son anda Fevzi Çakmak araya girdi. Göz hapsinde Erenköyde. Zavallı. Suçlu gibi göz hapsinde. Ali Fuat Cebesoy bizim gibi Almanyayı reddetti. 10 yıl sonra ülkesine dönebildi. Bir Serbest Fırka kurdular. Bu nabız yoklamadır. Halkın Osmanlı devletini yıkan CHP zihniyetine karşı nabız partisidir. Nabız. Kendi başbakanları kurdu, Ali Fethi Okyar. Ama bu CHP nabız mabız anlamadı. İzmire geldiğinde halk o kadar CHPden bıkmışki, 4 kişi izdihamdan birbirini ezerek öldü. Izmir mitinginde. Havalanındaki karşılamada. Bu kadar büyük izdiham var. Menemende seçim yaptılar. Menemende seçimi ezerek aldı Serbest Fırka. Bir sarhoşa aynı irtica. Bize yapılan 28 şubat 1997deki numara her dönemde olmuş. Sarık, cübbe giydirdiler sarhoş derviş Vahdi diye sahtekara...."

    Burada Şevki Yılmaz'ı düzeltiyorum belki halk arasında derviş Vahdi olarak biliniyordur, yada Şevki Yılmazın aklında böyle kalmıştır. Fakat Necip Fazıl Kısakürek "Son Devrin Din Mazlumları"nda Mehdi Mehmed olarak bahseder bu şahısdan, asıl adı Zeki Mehmeddir. Menemen olayını Necip Fazıl Kısakürek çok etraflıca açıklamıştır. Şevki Yılmazın konuşmasının devamı....

    "5 vakit namaz kılan Kubilayımızı şehit ettirdiler. Menemen konferansında dedim. Kubilay bizim, derviş Vahdi CHPnindir. Her tezgahı böyle yaptılar. Sonra karakolda parasını almaya gitti. Orda, karakolda öldürdüler derviş Vahdeti, konuşmasınlar diye. O bahaneyle Serbest Fırkayı 99 gün sonra kapattılar. 1930. Ve İstiklal mahkemelerini daha da çoğalttılar. Daha evvelide var 1925den beri. Erzurum müdafasını Nene Hatunla yapan şalcı teyzeyi de idam ettiler. Erzurumda idam edilenlerden biridir. O İstiklal Savaşı kahramanlarından bir teyzedir. Neden bu ülkede en büyük darbe şahıslara değil Allahın dini İslama yapılmıştır. Ve bu darbelerin adına devrim demişlerdir. Neyi devirdiniz bu ülkede? Harfleri kaldırmaya devrim diyor. Bir milletin kültürünü kaldırmak. 28 şubatta bunun benzeri. Ben İstanbulda oturuyorum diyenlere sesleniyorum. Dedenizin mezar taşlarını okuyun hadi. Tercüman tutmaya mecbursunuz. Dünyada böyle bir ihanet hangi millet üzerine olmuştur. Değerler devrilmiştir. Kuran hayatın her safhasından çıkmıştır. Onun içi CHP bilerek seçti altı oku (bayrağında bulunan parti sembolünü) diyor Said Nursi hazretleri. Neden rozeti gül değil de altı ok, kimin gözüne saplayacaksın altı oku? Neden 7 tane ok değil 5 tane değil? Ben söylesem yine mahkeme açılır bana. Said Nursi Hazretleri diyorki: (İslam dinindeki) imanın 6 şartını yok etmek için bilerek konan bir amblemdir. İnsanın gözüne batıyor vallahi. Ok, ne oku? Barıştan sevgiden yana insan gül yapar. Mesela 6 tane gül. Biz Milli Nizamı kurduğumuz zaman amblemimizi av tüfeği, mavzer yapsaydık partiyi yaşatırlarmıydı? Peki mavzerle okun ne farkı var? Bediüzzaman (Said Nursi) Hazretleri diyorki halkçılık, cumhuriyetçilik, şu bu, yalan, hiç bir zaman olmadı. CHPnin halkcılığı tam bir hapcılıktır. Cumhuriyeti de Cumhuriyet Gazetesi. Cumhura sorarak mı din düşmanlığı yapıyorsunuz? Cumhura sorarakmı cumayı pazara çevirdiler? 6 ok imanın 6 şartı. Bir ilk meclisin duvarında "Hakimiyet kayıtsız şartsız Hakkındır" yazılıydı vallahi billahi. Gidin arşivlere bakın. Hakkındır kelimesini okladılar, Milletindir yaptılar. Yalandan Milleti kandırmak için. Hakimiyet kayıtsız şartsız bu ülkede dış güçlerin içimizdeki piyonların masonların olmuştur. Hakimiyet Millete döndüğü anda zaten darbeler yapılmıştır. Halkın seçtiğine darbe olurmu? Beni Rizeli seçti, Rizeli dövsün. Seçtiğini değiştirme yeri silah değilki sandıktır. Menderesi halk seçmiştir. Sandık devirsin. Erbakan hocamı halk seçmiştir, sandık devirsin. Sandık devirmeyeceği için darbelerle halkın iradesi katlediliyor. İstiklal mahkemelerinde idam edilenlerin sayısı belli değil, 100bin diyen tarihci var. şehirleri idam ettiler. Yeni nesilin bunları bilmesi lazım. Neden İstanbulda en çok Sivaslı var? Yozgatlı, Konyalı, Avrupada niçin Konyalı, Sivaslı çok? Sadece âlimleri asmadılar, sadece işadamları Nuri Demirağ gibi işadamlarını deli diyerek tasfiye etmedilermi? İlk uçağımızı ilk sanayimizin temelini atanlardan biriydi. Bunlar şehirleri astılar. İdam edilen şehirlerden biri Konyadır, Sivasdır. Sebep onların devrimlerine karşı geldikleri için. Biz yönümüzü Batıya çevirmeyiz. Türkiyenin kıblesi Kâbedir dedikleri için Konyaya yardım cezası verdiler. 1951 yılında Menderes kaldırdı. Gerede köydür halbuki ilçe. Kızılcahamam moderndir, yanyana neden Gerede köy şeklindedir. İdam edilen ilçelerden biride Gerededir. Bu beylere destek vermeyen şehirler asılmıştır. Yozgat, Afyonkarahisar, niceleri. Ama elhamdülillah halkımız devletine karşı gelmeyi, başkaldırmayı İslamî bulmadığı için doğru olanda o, hep sandıkta bunlara tokat atmıştır. Çok sabırlı bir milletimiz var. Darbeler İslamî değildir. Darbe domuz eti yemek gibi haramdır. Hele 15 Temmuzdaki dostmodern darbe Fetönyahu dini kullanarak darbe etmiştir. Aynı oyunu 15 Temmuzdada din kullanılarak yapılmıştır."...

    Burada Şevki Yılmazı tekrar kesmek zorundayım. 15 Temmuz Kemalistlerle ve Gülenle beraber yapılmış ortaklaşa bir darbedir."Uzun Adam" ve devlet, paralel yapıyla daha önceden savaştığı için darbeden sonra ordu içindeki Gülenin adamlarını tasviye etmiş fakat Kemalist subaylar bırakılmıştır. Başka bir yazımda Kemalistlerin darbeyi planladıklarını fakat Gülenin maşa gibi kullanıldıklarını ve darbenin cezasını Gülenin çektiğini yazmıştım, delilleriyle birlikte. Gülen tabiiki suçludur fakat darbenin maşasıdır.Kemalist ordu birdenbire Kemalistliğini ve darbeci zihniyetini bırakmamıştır. Darbenin esas suçlusu Kemalist solcu subaylardır. Bu zaman içinde Kemalist subayların ileride hatıralarından ve itiraflarından ortaya çıkacaktır. Gülenin ordu içindeki subayları Kemalistlerin gazına gelip ortak olarak darbe yapmışlar, sonra bin pişman olmuşlardır. Konuşmanın devamı...

    "...Onlara diyoruz. Onlara aklını kira verenleri uyarın. Onun için söylüyorum. Bana 124 peygamberden darbeyle gelen bir peygamber ismi söyleyin. Hadi peygamberi rüyada gördük. Ahlakını gör, ahlakını. İnkilabı Allah yapar, ihtilali şeytan ve yandaşları yapar. Bu din darbeyle gelmez gönülden gönüle gelir. Dini temeli Islamdır sevgidir. Sevgiyle gelecek. Kuranın ilk ayetlerine bak hep sevgi pompalar. Dağa bakmazmısın ovaya bakmazmısın. Parmak izine bakmazmısın. Neden bu ayetler? Allah imandan önce kendini sevmeyi şart koşuyor. Sevgiyle yayılır bu. Nasıl müslümanlığa çevireceksin? Sevgiyle yayılır. Imandan önce Allahı sev diyor. Allah size imanı mecbur etti demiyor. Allah imanı size sevdirdi. Ve bu hain darbe yapıyor. şu ayeti hepimiz ezberleyelim. Aklını kiraya verenler çok dünyada. Aklını kiraya verirsen ineğede taparsın sineğede. Hindistanda beyaz ineğin bir milyar müridi var. Amerikadaki neden mürid bulmasınki? Aklını kiraya vermeyeceksin aklın sana lazım. Ne diyor Cenabı Hak : Duyur ya Muhammed! Uyar ya Muhammed. Seni ben insanlara darbeci göndermedim. Peygamberler silahlı güçleri sohbetlerle yenen kahramanlardır. Sultan Babanın Zeytinburnundaki değişimini yüzbin asker yapamaz. Bir Süleyman Efendi Hazretlerinin (Silistireli Süleyman Hilmi Tunalı), Muhammed Samilerin, yüzbin polis getirseniz bir şehre o insanları silahla değiştiremezsiniz. Ama ehli hal insanlar güzel ahlakla toplumda inkilap yapmışlardır. Bizim silahımız sohbettir. Böyle Işide gideceğim ismi İslam diye müslüman öldürmeye gideceksin Bütün bunları toplumumuz bilmediği için oyuna geliyor. Onun için darbe müslümanların her zaman karşı geleceği ahlakı imanıdır. Peygamberlerin hicretide bunun içindir. Peygamberler darbe yapmamak için hicret etmişlerdir. Bulunduğu ülkede kaosa sebep olmamak için hicret etmişlerdir. Kendilerine zulüm edenlere rağmen ayaklanmaya izin vermiyor Allah. Kendinize özgür bir toprak kavgaya kaosa sebep olanlar taraftar bulamazlar. Onun için hep sabrettik ve bir hatıramla Menderes dönemine geçeyim. 28 şubat 1997ye taşımak için o dönemleri çok iyi bilmek lazım. 1987 konferansında Çorum Alaca'ya uğradık. Sohbetten sonra 100yaşında bir zatı ziyaret ettim. " Oğlum Şevki çok geziyorsun" dedi. Hatıramı anlat. Ben 1933te Ankarada asker idim. Kış günü hayvan taşıyan (yük) treni geldi (Ankaradaki) Ulusa. Kış günü üşüyoruz. Komutan dedi. Bu trene nöbet tutun. Komutanım bu soğukta afedersiniz ineklere, öküzlere neden nöbet tutacağız. Komutan imanla ağlamaya başlamış. Tövbe de. Oğlum bunlarda bu vagonlarda inek yok. Burada Konyadan getirtilen 400 profesör var. Dersi aza, müderris. Yarın sabah Ulus meydanında idam edilecekler. Biz aile olarak bunu yaşadık. Babam İzmitte çok hafız yetiştirdi. Kendimden duymadım. Halen yaşayan 83 yaşındaki talebesi hafız Faik Çakıroğlu abimden duydum, o anlattı geçen. Babanla getirdiler bizi karakola. Vay Kuran öğretiyon ha? Babanın burnından kan akıyor. Öyle vuruyor ki komiser, emniyet amiri. Hiç kızmadı baban. Devlete karşı saygımız var. Amma elindeki Kuranı Kerimi aldı, yere attı, üzerinde dans etmeye başladı. Çiğniyor Kuranı. CHP bu. Darbe bu. Ve o kızmayan baban aslan oldu. Bir anda ellerini Allaha bir kaldırdıki "Allah senin iki gözünü kör etsin" dedi. O anda kör oldu. Evet İzmitliler bilirmiş kör komiser diye yaşadı sonrada. O günleri yaşadık. Bir ok attılar Kuranın bu ülkede hükmünü kaldırdılar. Kuran ölü kitabı haline getirildi. Yasak. Hayatın kitabı. Kuran hangi gece indi? Gençlere soruyorum Kadir gecesi. Türkçesi ne? Kuranı ölü kitabı yapmayalım diye o gecenin adını Allah vermiştir. Kadir ölçü demek. Ölçüyü Kapitalizmde, Sosyalizmde aramayın. Ben sizi yarattım kullarım. Ölçünüzüde Kuran olarak gönderiyorum. Kuranı ölçü kitabı yapalım diye o gece indirilmiş. Kuran hayattan kovuldu, kışladan kovuldu. Mahkemeden kovuldu diyor, merhum Necip Fazıl (Kısakürek) üstadımız. Bir ok daha attılar. Peygamberin liderliğini bu ülkede ahlaki değerleri ortadan kaldırdılar. Onun için Diyanete diyorum her cuma şu ayeti tercüme et. Fetöden sonra başkalarının tuağına düşmesin hâlâ bu tehlike geçmiş değilki. Akıllanacak değiliz dayak yemeden. Innallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ. Bu tercüme edilseydi bu Fetö insanları kandıramazdı. Günümüzde hadise gerek yok, sünnete gerek yok. şarlatanlar insanları kandıramazdı. Allah ve melekler peygambere salat getiriyor diye tercüme ettik hâşâ. Allah niçin peygamberine salat getirsin. Hangisi büyük? Mânâyı bileceksin. Allah ve melekler Muhammede önem veriyor. Oradaki salat değer veriyor. Allahumme salli âlâ seyyidina muhammed demekle görevimiz bitmiyor. Orada talimat var, talimat. Ey müminler, ey devleti yönetenler. Ey ordu, ey mahkeme. Ey anne babalar. Ey tüccarlar. Ben ve melekler nasıl Muhammede önem veriyorsam, sizde ticaretinizde, siyasetinizde, ordunuzda, okulunuzda, nikahınızda lider olarak Muhammedin izinden gideceksiniz. Muhammedime önem vereceksiniz. Muhammedime değer vereceksiniz. Verildimi? Diyanete sesleniyorum, Milli Eğitime. Seyir kitaplarını yeniden yazın. Peygamberin sadece savaşları anlatılmış. Bedir Uhud, Bedir Uhud. Onlarda söylenecek. Aman peygamberimiz sadece savaş yapan bir peygamber değilki . Savaşların peygamberimizin hayatında toplamı 100 günü geçmez. Onun 62,5 yılı nerde? Onun ticaret ahlakı nerde? Onun eşler arası ahlakı nerde? Onun çocuklar arası ahlakı nerde? şu hadisi Avrupa kanun yapmıştır. İçinizde mimar, mühendisler var. "Komşunuzun güneşini kesen evler yapmayınız. Komşunuzun rüzgarını kesen evler yapmayınız." Ben Rizede bu hadisi uyguladım Hacı karşı çıktı. 10 katı dikmiş, 1 kat zavallı adam güneşi göremiyor. Hacı yapma. Ben olsaydım sana ruhsat vermezdim. İyiki önce yapmışın. Olurmu Hocam. Gökyüzüne kadar penumdur diyor. Penumdur değil, senun da değil. Alman durduruyor bu inşaatı. Güneşi kesilmesin. Daha niceler. Bu ümmetin ahlakî boyutlara ihtiyacı var. Su gibi peygamberimizin güzel ahlakına muhtacız..... Ölümü unutturdular. Günde kaç defa ölüm aklımıza geliyor. Ahiret imanı toplumu adliye saraylarına ihtiyaç duymadan yöneten bir imandır. Büyük mahkeme. Bütün bunlar bütün bu tahribatlara rağmen Millet elhamdülillah hep ülkesine sahip çıktı. Ümitsiz hiç bir zaman olmadık. Elhamdülillah o karanlık dönemden yeniden Menderesin Demokrat Parti hareketiyle bir umut ışığı belirdi. Ve Menderes -Allah rahmet etsin- 10 sene bu cuntaya dayanan kahramanlarımızdan biridir. Menderes 5 suç işlediği için idam edilmiştir. 28 şubat 1997nin suçları da budur. 12 Eylülünde suçları budur. 5 tane suçumuz var. Tekelci sermayenin karşısına Anadolu sermayecisini diktiği için Menderes asılmıştır. Koç ailesi tek kale oynuyordu. Rakipsizdi Türkiyede. 1951 yılına kadar. (Sakıp) Sabancı ailesi dahil Anadolu tüccarını destekleyen Adnan Menderestir. Erbakan hocamda Odalar Birliğiyle aynı mücadeleyi devam ettirdi. Ağır sanayiyi güçlendiren liderler yaşamaz böyle kalkınmakta olan ülkelerde. Daha açık konuşayım. Demiri kullanan lider potansiyel suçludur. Kuranı Kerim süper devlet olmayı 4 şarta bağlıyor, içinde Müsiadda var. Onun için yeşil sermaye brifingleri verildi. O zaman dedik. Tüketimde sermaye fişleniyor. Üretimde yeşil sermaye irticası var. Üretimde sermaye fişleniyor, tüketimde neden fişlemiyorsunuz bizi. Coca Colaya yazın bunu. Mürteci içemez. Mağazalarınıza mürteci dedikleri halkı sokmayın. Onlar üretecek biz tüketeceğiz. Tüketirsek bizden iyileri yok. Ama hayır hem üreteceğiz, hem tüketeceğiz dediğiniz zaman işte o bütün dünyanın dengelerini bozuyorsunuz. Hadîd suresi 25.ayet Dört şartla süper güç olursunuz. Bir: kitapsız olmayacaksınız. Kitapsız bir millet ayağa kalkamaz. Kitaptan maksat Kuranın ışığında bütün ilimler müslümanın eline geçecek. Fizikcimiz, kimyacımız her ilim müslümanın yitik malıdır. İlim sahibi olacağız. Cahil toplumla bir iktidar tam bir intihardır. Afganistanda bunu yaşadık ve yaşıyoruz. İki: Teraziyi ele geçireceksin. Terazi kimdeyse dünyayı o yönetiyor. Teraziden maksat iki şeydir. Bir: hukuk ve adalet. Güçlü bir anayasanız hukuk sisteminiz olacak. Bütün dünya adaletinize hayran kalacak. Hukuk ve adalet devleti olacaksınız. Terzinin ikinci kefesi sizsiniz. Ticareti ele geçireceksiniz diyor Kuran. Osmanlı Türk devleti olduğu için cihan devleti olmadı. Bu iki şeyi ele geçirdiği için cihan devleti oldu. şimdi Türk değilmiyiz. İlim de Osmanlının elindeydi, ticaretde. Ticareti kapitülasyonlarla kaptırdı ve çökmeye başladı. Onun için bu yolu açan iktidarlar darbeyi beklsein, her dönem olmuştur. Bütün bunlar elinizde olsa yine süper güç olamazsınız. Hukuk devleti oldunuz ticaret elinizde, ilim elinizde. Dördüncü şart demiri ele geçireceksiniz. Allah emrediyor. Surenin adı da Hadîd suresi. Demir suresi. Erbakan hocayı neden tasfiye ettiler darbelerle. Demiri kullandığı için. Ağır sanayi. Tabii şimdi Tayyib Erdoğan kardeşimizle niçin savaş ediyorlar. Demiri kullanıyor. Özalı niçin şehit ettiler. Demiri kullandığı için. Yani sanayileşmeyi başlatan siyasilerin akibeti ihtilal olmuştur. Demir müslümaın eline geçecek demiri kullanacağız. Menderesin birinci suçu budur. İkincisi çok ilginçtir. (Seyircilerin arasında)Rotterdamdan gelenler var. Avrupaya işci göndermediği için Menderes asılmıştır. Kanıma dokunuyor. Avrupaya Osmanlı torununun işci gitmesi bu Millete en büyük hakarettir. Menderesten 1953 yılında istediler işciyi(Türk işcisini). 1953. "Erkeklerimiz azaldı, bize işci verin" dedi Alman çalışma bakanı. Menderes:" Bu bize hakarettir. Hayatta olduğum sürece Osmanlı torunundan bir kişi size gönderilmeyecek" dedi. Menderes 15Eylülde idam edildi. 1,5ay sonra Türk işcisi, Anadolu işcisi ilk defa gitmeye başladı. 15 Kasım 1961 (Bülent)Ecevit'in yanılmıyorsam Çalışma Bakanlığı zamanında. Menderes ve bizlerin üçüncü suçu tarihle nesli barıştırmak, Allahla nesli barıştırmak. Esrara, alkole, eroine bağımlı değil, yaratıcısı Allaha ibadet bağımlısı, sevgi bağımlısı bir nesil yetiştirmeye kalktığınız zaman o siyaseti yasaklarlar. Menderes Ezanı Muhammediyeyi Allahu Ekbere çevirdiği zaman bu ülkede sevinçten ölen amcalarımız var, ezanı dinlediği zaman. 17 yıl hasret idik. İlimi yaymanın temelini Menderes attı. Kocatepe Caminin temelini Ankarada, İslam Enstitüleri, İslam medeniyetinin önünü açtı. (Erbakan)Hocam ne dedi Taksime cami. Kıyamet koptu. Düşünebiliyormusunuz. 28 şubat sürecinde istedikleri biz sizin müsaadeniz kadar değil Allahın müsaadesi kadar müslüman olmak istiyoruz. İstediğimiz bu. Menderesin idamının dürdüncü sebebi: Osmanlı ailesini(hanedanını) Türkiyeye getirdiği için asılmıştır. Benim yüzlerce dâvâmın içinde Osmanlıyı metettiğim için bu ülkede yargılandım. Ben Osmanlının torunu değilim. Osmanlının oğluyum. Benim babamın iki nüfus cüzdanı var. Ben babamı inkar edeceğim. Bir nüfus cüzdanı Osmanlı devleti zamanında ikincisi oğlu Türkiyenin nüfus cüzdanı. (Osmanlı) Ailesini gece yarısı kovdu(CHP devleti). İki mühendis geldi Konyadan ağlayarak. Yakamdaki CHP rozetini yırt hocam dedi. İlk defa bunu dinliyorum. şeyh şamile Rus Çarı bu zulümü gavurluğu yapmamıştır. Osmanlı ailesi pijamalarıyla kovuluyor gece. Ertuğrul Gazi'ninde mi hatırı yoktu, Osman Gazi'ninde mi hatırı yoktu. şeyh şamil 20 sene kan kusturdu Ruslara. Fetö gibi hainler hep içeride çökertildi. Onu kendi yakınları çökertmeseydi Rusya yoktu. Zincirli(bağlanmış) halde Kremline saraya geldi. "Çözün ellerini o benim misafirimdir" dedi Rus Çarı. "Sana saray hazırladım". Rus Çarının düşmanına tavrına bak CHPnin Osmanlıya yaptığına bak. Ben saray istemiyotum dedi şeyh şamil ben güller gülüne çok aşığım. Ömrüm dağlarda geçti, çok yoruldum. Senden esirin olarak bir ricam var. Beni sevgilime kavuştur. Ben Hz. Muhammed Aleyhisselamı çok özledim. şeyh şamil'in bu isteğini Rus Çarı kabul ediyor, kendi VıP gemisiyle Cidde'ye gönderiyor. Mekke'de umre yapıyor, Medine'ye geçiyor, aşığına kavuşuyor. Kabri saadetleri Cennetül Baki'dedir Medine'de. Vahdettin kaçmış. Vatan haini. Vatan haini kaçırılırmı tutuklanır, yargılanır. Ne yalan konuşuyorsunuz dedik CHPye. şimdi kasedi ortaya çıktı. Haydi yalanlayın. Askerin dipçiği altında zorla feribota bindirildi halife, ümmetin halifesi. Binerkende sigara tablasını askere teslim ediyor. "Oğlum bu devletindir. Kul hakkıyla gitmeyeyim. Teslim edersin" diye. Marketten borç yiyor Vahdettin. (Alışverişini veresiye alıyor). Ölünce market sahibi rehin alıyor mahkeme kararıyla. Vahdettin'in tabutu kilisenin bodrumundadır. Suriyeli, Tunuslu şoförler duymuş bunu taksi şoförleri. Aralarında para topladılar, marketin borcunu ödediler, mahkeme haczini kaldırdılar. Artan parayla gemiye koydular, Vahdettin'i şam'da gömdüler. Kabri saadetleri şam'dadır. CHP bu. Darbe bu. Onları 30 sene sonra ilk soran kahraman Menderestir. Birde gidiyor Parise ne görsün daha yeni başbakan olmuş. Bir kasabaya bulaşık fabrikasına giriyor, elçiyle beraber. 65 yaşında Abdülhamitin kızı Ayşe Sultan ve Osmanlı teyzeleri açlıktan bulaşık yıkıyorlar. Erkekleri de gözlerine bez bağlayarak Paris istasyonunda dilendiler. Biz kimiz. Osmanlı ecdadına yapılan ihanet bu. Bizanstan ne farkı var, söyleyin. Menderes çabuk ağlarmış. Ağlayarak eline kapanıyor Ayşe Sultanın. "Anne" diyor "affet bizi". İlk defa Türk sesi duyuyor 30 yıl sonra(Ayşe Sultan). Diyorki "Nerde kaldınız oğlum" diyor ve bayılıyor, tabakları atıyor. Yanındaki Gıyasettin Emre var bu gezide -Allah rahmet eylesin- evine çağırdı bize bunları anlattı. Sonra da kitabına yazdı, "Öteki Menderes" tavsiye ederim okumanızı. Umarım bu iktidar anlattıklarımı bu 5 maddeyi filmleştirir. Menderes eve çıkmadan Celal Bayara gitti. "Ben Osmanlıya af kanunu çıkaracağım". "Ssssus" diyor(CelalBayar) "medya duymasın ihtilal olur". Osmanlı devletini 30 oy farkla yıktılar mecliste. 31Mart (13 Nisan 1909) beline tekmeydi, ama kanunen yıkılışı CHPnin oylarıyla oldu. Bu devlet yıktı. Neden Osmanlı bankasını kapatmadınız o zaman. Osmanlı devletini yıkıyor, sülaleyi kovuyor(Türkiyeden). Osmanlı metettiğim zaman mahkemelik oluyorum. Köküne kadarda Osmanlılıyım elhamdülillah. Bankayıda kapat onunda adı Osmanlı. Onun şubelerinin adı Türkiyede Osmanlıdır. Merkezi İsviçre, Yahudi bankasıdır. Halk Osmanlı kelimesini sever, paralarımızı çalmak için. Cebinden mektubu çıkarıyor ve gidiyor, uçakta yazmış (Menderes) rahmetlik. Açıyor Cela Bayar. Cumhurbaşkanlığı makamına. Ana babalarının Avrupada dilenci olduğu bir ülkenin başbakanı olmaktan utanç duyuyorum istifamın kabulunu arz ederim. Sabah kadar ikna ediyorlar (Menderesi) yeni seçimden çıkmış, Menderes geri adım atıyor. Fazla kızdırmayalım cuntayı diye. (Hanedan) Erkekler(Avrupada) kalıyor, hanımlar geliyor. Menderes Osmanlı hanımlarını Türkiyeye getiren kahramandır. Merhum Erbakan hocamda erkeklerini Türkiyeye getiren kahramandır. 1974 affıyla gelmiştir erkekler. Biz kendimizi affetdirdik. Menderesin beşinci ve asıl idamının sebebi -kitabım yazdım çok düşünmeyen bir milletiz. Maliye bakanının ihtilalle "m" mentalitesi var. Neden maliye bakanı asılıyor idam ediliyor. Dışişleri bakanı neden asıldı. 100 kişi kavga etmiş, ordumuz kavgayı önlemeye gelmiş, numara. Terörün sorumlusu (aslında) içişleri(bakanı), asıyorsun dışişlerini. Bunda bir bit yeniği var. Araştırdım, buldum. D8'lerin temelini Menderes atmıştır. D4'leri kurduğu için idam edilmiştir. Bağdat Paktına imza atan herkes öldürülmüştür, kardeşlerim. Maliye bakanının imzası var, dışişleri bakanının imzası var, başbakanın imzası var. Siz ekonomik birliği yaparsanız, cumhurbaşkanımız gibi Afrikada 10 ülke varken 40 ülkeye elçilik açarsanız, Afrikayı ayağa kaldırır Avrupayı Türkiyeye işci yaparsınız. Bunu onlar çok iyi biliyor. Bağdat Paktı ilk ekonomik birliktir. İran, Türkiye, ırak, Pakistan arasında. 6 ay sonra evsahibi kral Faysalı Bağdat sokağında öldürttü Mossad. Bir daha kimse cesaret edemesin. Menderese önce suikast düzenlediler, ölseydi darbe yoktu. Uçağı arızalandı, Londra semasında patladı, düştü herkes öldü, ağaca takıldı(Menderes) ölmedi. Allahın hikmeti. Ve bir sene sonra darbe ve idam. Ama Allah bu ülkeyi sahipsiz bırakmaz."....

    Burada Şevki Yılmazın konuşmasını kesmek zorundayım. Şevki Yılmaz yine suçu darbe yapanların arkasında Batıyı göstermiştir. Fakat bu kökünden yanlıştır. İttihat ve Terakkinin devamı olan ve Atatürkün kurduğu ateist Kemalizm yönünü Batıya dönmüştür. şarkıyı yani Doğuyu ve Doğu kültürünü, İslamı ve İslam medeniyetini bir daha dönmemek üzere mahvetmeye çalışmıştır. Çoğu genç Cumhuriyetin güya aydın yazarları batıyı ve batı kültürünü övmekle meşguldürler ve kurtuluşu Batıda görmektedirler. Neredeyse bütün genç Cumhuriyetin roman yazarları, gazete yorumcuları, gazeteciler, üniversite rektörleri, devlet kademesinin üst insanları istisnasız batı kültüründe ve batıda kurtuluşu görmektedir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay, şevket Süreyya Aydemir, Yunus Nadi, Sedat Simavi vesaire bu aydın geçinen Batı kültürü delisi güruh her türlü İslama ve Doğu kültürüne yönelen adımı kurdukları ateist cumhuriyete bir tehdit olarak görürler. Ve gördülerde ve darbe bu yüzden Kemalist ateist güruh tarafından yapıldı. Orduda zaten Kemalistlerin elindeydi. Devletin başı ve ordu işbirliği içindeydi. Şevki Yılmazın tekrar hadefi Batı ülkeleri olarak göstermesi kendisine ve Milli Görüş dâvâsına çok çok zarar veriyor. Kemalistlerse sırıtıp seviniyor ve esas suçlu oldukları bu darbelerden muhazakar kesimin onları temize çıkarmalarını sessizce alkışlayıp arkalarından gülüyorlar. Muhafazar kesime koyun demeleri yanlışmı şimdi? Yapmayın, darbelerin arkasında Kemalizm vardır. Batı bizzat yoktur. Batı sadece kendisi için çalışan Kemalizmin her zaman sırtını sıvazlamıştır. Laiklikle alakası olmayan ateist, Kemalist Türkiye devletini Almanya, Fransa ve İngiltere 50 yıldır öve öve göklere çıkardılar geçmişte. Kendi ülkelerinin yasalarında ise Hıristiyanlık her kanunun bir köşesinde vardır. Batı ülkelerini kendileri laik değilken Kemalizmi övmelerinin sebebini beyinsiz Kemalistler tabii anlayamadılar. Kemalistlerin kendi insanlarını, Türk milletini dininden, tarihinden, kültüründen, geleneğinden, örfünden koparıp ateist zombi bir millet yapmasını kendileri bile başaramazdı. Övündüğümüz devrimlerle yapıldı bunlar. Şevki Yılmaz Atatürkün yaptığı Batı devrimlerini kötülüyor, fakat bu devrimleri ve darbeleri Batının yaptığını söylüyor. Bir akıl tutulması diyorum. Kemalizm Türkiyede 1923den sonra hedef belirlemiştir. Türkiye bütün her şeyiyle bir Batı ülkesi olacaktır. Buna karşı gelen her insan ve hükümet cezalandırılacaktır. Ceza organları ordu, mahkeme ve polistir. Burada tek şeyi belirteyim keşke sanayiyi de alsaydık da bizim gurbetciler bu Almanyada sürünmeseydik. Kemalistler ve Atatürk ne yazıkki Batının kültürünü alıp sanayisini unuttular. Keşke Japonya örneğini görselerdi. İstiklal mahkemelerinde idam olan İskilipli Atıf Hocanın Japonyayı örnek gösterdiğini ve Frenk mukallitliğini bu yüzden yazdığını biliyormuydunuz? Hani tarihi saptıran ve her muhalif kişiye vatan haini damgası yapıştıran Kemalistler ve Kemalist tarihçilerde İskilipli Atıf Hocaya ajan, hain derler. Bazıları çıkıp " o zamanlarda kim Japonyayı gitmiş görmüşde Japonyayı örnek alacakmış, hemde bir yobaz din adamı" diyenlere duyurulur. Neyse fakat bu muhafazakar kesimin her suçu Batıya yüklemesi artık gına getirdi. Yapmayın, etmeyin. İnek dururken, öküz altında buzağı aranmaz. CHP, Atatürk ve Kemalizm dururken darbelerin suçunu Batıya yıkmak deliliktir, koyunluktur, aptallıktır, saçmalıktır. CHP geçmişte yaptıklarından özür dilemedikce, Kemalistler Milletin karşısına çıkıp Millete Batı kültürü adı altında vatan hainliği yaptıklarını itiraf etmedikce, Atatürk Stalinle eşitlenmedikce ben yazmaya devam edeceğim. Uyuyan ve kandırılan Gurbetciler ayaklanmadıkca, Gurbetciler bu köle hayatının hesabını CHPden ve geçmişinden sormadıkca boynumun borcu olan yazılarıma devam edeceğim. Gurbette yetişen yeni nesil kölelerin hâlâ efendileri tarafından nasıl kullanıldığını gördükce bizim uyuyan muhafakârları uyarmaya devam edeceğim. Gelelim Şevki Yılmazın konuşmasının devamına.....

    "Sebebi var. Darbeler asla Avrupalının emeline yaramamıştır. Milletvekili iken araştırdım. Bebek katili, haydut, Kürtle Türkü birbirine düşürmekle görevli Ermeni soytarısı Apo için Türkiyeye bütün Avrupa devletleri heyet göndermiştir. Asmayın diye. Ama başbakan Menderes için bir heyet gelmemiştit. Bir telefon. Ülkenin başbakanı asılıyor. Hani demokrattınız. Onlar kendi uşaklarını korurlar. "

    Burada Şevki Yılmazın konuşmasını kesip eklemek istiyorum. Örtülü olarak dolaylı yoldan Şevki Yılmazın bu göndermesi yetmez. Batının Türkiyedeki gönüllü uşakları Kemalistlerdir, CHPdir, kurucuları İttihat ve Terakkidir, Atatürktür, Enver Paşadır, Talat Paşadır demesi lazımdır. Lafı eveleyip gevelemeye gerek yoktur. Atatürkü koruma kanunundan korkuyorsa Kemalist dese yeter. Şevki Yılmazın konuşmasının devamı.....

    "Ama bayrağı bu sefer Erbakan hocam aldı. Milli Nizamdan itibaren. Milli Selamet hareketi, demin bahsettiğim. şu şeref tacı suçların işlendiği ne muazzam bir hareket. 12 Eylüldede onları anlatırız. Bizden sonra Özal geldi. Özal bir onlardan gözüktü. Bizi de şaşırttı, onları da şaşırttı. Aynı çizgide hizmetlere devam edince dediler "bu da aynı". Zehirlediler ve şehit ettiler. Sonra 28 şubat (1997de) biz geldik. Bizi kim getirdi. Yine dış güçler. Rahmetli Erbakan hocamız bir toplantıda bunları anlattı. Dediki geçen hafta Toronto şehrinde 53 ülkenin siyonist liderleri toplandı. Türkiyeyi temsilen Aydın Doğan, Güneri Civanoğlu katıldı. Burada tek biz görüşüldük. Milli Görüş ihtilallerle durdurulmuyor. şu anda partisinin lideri birincidir başbakan yapılmamıştır. Başkası yapılmış. Mağdur bir durumdadır. Anketlerde Refah Partisi süratle büyüyor. 28 şubata geçeceğim şimdi. Ne yapalım ihtilal çare değil. Durdurulmuyor, Menderesi astık daha şuurlusu geldi. Gelen gidenleri aratıyor. Dedilerki iktidara getirelim. Ekonomide yanlışlıklar yapsın. Sandıkta başaramasın. Hacı, hocadır bunlar. Sandıkta gömeriz. Seçmen yıkar Refah Partisini, hedef buydu. Ama tam tersi oldu. Elhamdülillah. 7 mafya bize savaş açtı. 28 şubat başörtüsü, zulüm hepsi bunlar perdedir. Orduyu aldatmaya yönelik. Orduyu yanıltmaya darbeye yönelik tezgahlardır bunlar. Asıl 7 mafya bize savaş açmıştır. Bir: et mafyası Erbakan hocayla savaş açtı. Kesilmiş deli danaları Türkiyeye sattılar. (benim katkım: Deli dana hastalığı şudur: İlk olarak Ingilterede sığırlarda görülen ve hayvanların sinir sistemini çökerten ve ilerleyen yaştaki insanlarda da görüleblen 1990ların sonunda başgösteren salgın bir hastalık). Musa Demirci bir gün çıksın televizyonda anlatsın o günkü (Türkiyenin) tarım bakanı kardeşimiz. Gelen etlerin içinde köpek mamaları var idi. Erbakan hocamın ilk genelgelerinden dışarıdan alma kesilmiş et yasak dedi. Bizi devirdiler. (Bizden sonraki) ilk hafta AnaSol hükümeti et ithalatını serbest bıraktı. Hemde sıfır gümrükle, kesilmiş et. Düşmanı, bizim 28 şubatı (1997yi) tanıyacağız. İki: İlaç mafyası bize savaş açmıştır. Avrupada olan kardeşlerim burada. Bir hastaya 3ten fazla ilaç yazamazsınız. Erbakan hocam bu kaideyi(kuralı) getirdi. Rahmetli sınıf arkadaşım Necati Çelik. Merhum Çalışma bakanı ilk genelgesidir. Doktorlar 3ten fazla(ilaç) yazamıyor. Çünkü Avrupada ilaç insan için yaşar, sömürülen ülkelerde insan ilaç için yaşar. Kobay idik. 10 ayda milyonlar(ca para) bütçeye birikti. Ve halkımız hasta olmamaya başladı. Yan etkileri yok. İlaç mafyası karşımıza geçti. Üç: Kumar mafyası savaş açtı, kesenin ağzını açtı(bize karşı para harcamaya başladı). 80milyon dolar veya lira, unuttum, transfer için para ayırdı kumar mafyası. Bizim ortağımıza milletvekili transferi için(benim katkım: RefahYol hükümetinde bazı milletvekilleri para karşılığında parti değiştiriyorlardı, aynı futbolcular transferi gibi) Neden? Kumarı ilk defa biz yasak ettik. Kumar şu anda Türkiyede yasak. Kumarhaneler. Dört: İhale mafyası bize savaş açtı. Erbakan hoca (televizyonda) canlı yayın da ihale veriyordu. Evinizde şeffaf ihaleleri izliyordunuz. Bunlardan rahatsız oldular. Bu ihalelerin birinde Cevat Cavi Çağlar Etibankı 180 milyona satın aldı. Yanılmıyorsam. Dolar. Hükümeti devirdiler, teminatını yaktılar. Cavit Çağların. Teminat yanarmı? 4 milyon teminatı yakarak aldı bankayı devlete teslim etti. AnaSol iktidarında aynı bankayı 80 milyona peşkeş çektiler. Beş: Ordumuz seviyesindeki bir kaç maşanın hocanın karşısına geçişinin sebebini anlatıyorum şimdi. Çok metediyorlardı hocayı, saygıları var. "Sizi tanıyamadık efendim." Ne zamana kadar? Helikopter ihalesini hoca reddettiği zamana kadar. Hocanın önüne koydular. Dediler "şu helikopterleri istiyoruz." İsmi aklıma gelmedi(benim katkım: bahsedilen Skorsky helikopterleridir.) Tanesi yanılmıyorsam 20 milyon dolar. Hocayı sıkıştırıyorlar. Hoca da gün kazanıyor, araştırıyorum, araştıryorum, araştırıyorum. Bir gün dediki: "araştırmamı yaptım. Sizin teklif ettiğiniz dosyadaki helikopterler uçuşa yasak helikopterler. Bozuk. Amerikanın deposunda bekleyen çöplük. Ben askerimin canına kıyamam" dedi, hoca. "Bunların hepsi düşecek Türkiyede. Daha iyisini sıfır kilometre helikopter, teklifi buldum. Bunlarda hatta 9milyon dolar. Siz iki katını istiyorsunuz". Ve biz yıkıldık, kardeşlerim, bu helikopterlerin hepsi alındı, hepside düşmüştür. En son Erzincandaki düştü. En çoğuda Egede düştü. PKK saldırısı yok, kendi düştü. Nice subayımız şehit oldu. Bunlar bu. Vatanı sevmemizin, insanı sevmemizin bedelidir. Altı: Sendika mafyası bize savaş açtı. Biz beşer mobil sistemini getirdik. Umarım (şimdiki) iktidarımız tekrar getirir. Beşer mobil kanununu biz çıkardık. Nedir o? İşçinin, memurun, dulun, yetimin maaşlarını toplu sözleşmeyi beklemeden her ayın enflasyon oranına göre otomatik artıran bir sistemdi. Sendika ağalığını yıkıyordu bu. Hatta hocama geldiler Memur, işci sendikalar "bu sene ne kadar istiyorsun? Bizden sonraki hükümetten yüzde sıfır istemişlerdi. " Ne teklifiniz" dedi hoca. "Yüzde 40". "Olurmu" dediya " benim işçim, memurum yüzde 40la yaşarmı? Yüzde 80, yüzde 100 Bağkurluya." Tabii şaşırdılar. 2 sendika yanımızdaydı. HakIş ve Müsiad. HakIş ve Memursen. Zaten Müsiad elhamdülillah, baştan beri bizimle. Yedi: Medya mafyası bize savaş açtı."......

    Şevki Yılmazın konuşmasına ara verip aklıma gelen şu satırları yazmak zorundayım. Burada Kemalist sayfaların ve yazarların Erbakanı küçük düşürmek için hayatındaki yaptıklarını karalamak için yaptıkları kara propagandaya yer vermek istemiyorum. Kemalistlerin yazılarını tekrarlayıp onların propagandasını yapmış olurum. Erbakanın yaptığı doktora tezinden, Alman şirketindeki çalışmalara kadar "yok o öyle değildi, Erbakan hiç bir şey başaramadı, hepsi yalan yada abartılmıştır" gibisinden yazılarına çok rastlarsınız. İnternette bir arayın yüzlerce Kemalist sol kesim yazarları Erbakanın geçmişini karalamak için binbir dereden su getirirler. Kemalist solcu insanlar kandırıldıklarını anlayana kadar sahtekârdırlar, yalancıdırlar. Çünkü kocaman bir Cumhuriyet tarihi yalan üzerine Kemalistlerce tarih çarpıtılarak kurulmuştur. Cumhuriyet tarihini yalanlasalar kendilerini inkâr etmiş olurlar, onun için yalanlara devam etmek zorundalar. Çünkü Kemalizm Türkiyede artık ideoloji olmuştur. İdeoloji bir din gibi inançla ilgilidir. Sadece bir misal vereyim: Kemalistlerin lafıdır: Erbakanın attığı temeller boşaymış ve göstermelikmiş hiç tamamlanmamış, yatırım yapıyorum diye atmışmış. Erbakan temel atmıştır çoğu tamamlanamamıştır, tamamlananlar vardır. Tamamlanamayanların sebebi Kemalistlerin darbeleridir. Fakat Erbakan gösteriş için, oy için hiç bir iş yapmamıştır. Bunu -yani gösteriş için, oy için değil- zorla darbeyle Kemalistler Millete karşı yapmıştır. Kemalistlerin her yerde söylediğim gibi Türkiyede değil Osmanlıda bile çakılmış tek çivileri yoktur, çakanlara da iftira atarlar. Kemalistler Türkiyede gazeteleriyle Batı kültürü propagandası yapmışlardır. Batı kültürünü millete dayatınca Milletin kalkınacağını, medeni bir ülke olacağını milletin kafasına ilkokuldan başlayarak çivilemiştir. Kendilerinin yapmadıkları eserleri, fabrikaları, yolları, altyapıyı kendilerinin gibi gösterip, "biz yaptık, başkaları sattı" diye iftira atan sahtekarlardan, yalancılardan bir şey beklenmez. Sahtekar, yalancı Kemalistler Türkiyede bir temel atmışlardır, doğrudur, bir çivi çakmışlardır, o da doğrudur. Bu temel ateistlik temelidir, bu çivi Batı kültürü ve Batı sistemi çivisidir. Bu çivi Milleti İslamdan ve şarktan Batı kültürüne dönderme çivisidir. Bu çivi zulüm çivisidir, muhalif olanlara hapishane çivisidir. Bu çivi heykelleşme ve yalancı deha yaratma ve bu yalancı dehaya tapınma çivisidir. Stalinden kopyalanmış maneviyatsızlık ve tek tip insan çivisidir. Tanrılaştırılan Atatürkün devrimlerini İslamın şartı gibi yasalarla Millete dayatan tabu çivisidir. şimdi hangi Kemaliste sorsanız devrim otomobiline sahip çıkıp, "Kemalistler yaptı, başardı" derler. Erbakan önermiş, ortaya koymuş, planını yapmış. Hangi Kemalist profesör devrim arabasını planlamış Erbakan değilse. Karşı propagandanın sahtekar kalemleri yalan çivilerini hazırlamışlardır. "Yobaz insan bir şey planlayamaz, asıl Erbakan sahtekardır, düzenbazdır" propagandasını başlatırlar. Kimmi? Mesela Kemalist yazar Soner Yalçınımız var, Kemalist geçinen ve sahtekar babalarının yazdığı düzmeceleri Kuran gibi öpüp başına koyan Kemalistlerimiz çoktur. Kimdir Kemalistlerin sahtekâr yalan babaları: mesela Falih Rıfkı Atay, Atatürkün sadık köpeği. Hakimiyeti Milliyenin yazarı. Bugünkü mesela Sözcü gazetesinin başyazarı gibi. Mesela Sedat Semavi. Ellerine sahtekârlık ve bâtıl çekicini alıp, saf gençlerin beynine yalan çivileri çakan kalemşörler. Sürüsüyle Milletin değerlerine yabancı, yalan tarihe sahip çıkan, hain yazarlar var. Bunlar İttihat ve Terakkinin düşünce torunlarıdır.
    Şevki Yılmazın konuşmasının devamı:

    "....3 musluğunu kestik bu medyanın, malum iri medyanın, satılmış kalemlerin. Bir: Kredi yasak, Ziraat bankasının(devlet bankalarının) reklama ihtiyacı yok. Devlet bankalarının reklamı yok. İki: Kredi yasağı getirdi(medyaya). Hiç ödemedinizki. 10 senedir. Medyaya: "Krediyi vermeyeceğiz size" dedi. Üç: Bohçacılık yasağını getirdi. Promosyonmu diyorsunuz. (Basın) Çatal, radyo, televizyon, buzdolabı satıyordu.(Benim katkım: satışlarını, tirajını yükseltmek için) Esnaf(sa) kan ağlıyordu. Hoca dedi(medyaya): "Ya bohçacılık yapacaksınız, ya medyacılık. Onlar karşımızda savaşa başladı. Ve en mühimi kardeşlerim - her belediyede vardır bu hem kaymakamalıkta, hem valilikte- ilk hafta tâlimatıdır. Bir: Bundan böyle hiçbir KIT(Kamu İktisadi Kuruluşu) belediyeler, paralarını özel bankaya yatıramazlar. Bir: Hiçbir KIT(Kamu İktisadi Kuruluşu) İpraş gibi, Tüpraş, Aliağa gibi, (veya) belediyeler, borçlandım diye özel bankalardan kredi alamazlar. Para devlete, para devletten. Ne birikti biliyormusunuz? Aziz vatandaşlarım, kardeşlerim. Türkiye devletinin bütçesinin yüzde 80ini yamyamlardan aldık. şu Tayyib Erdoğan kardeşim, bu Marmarayı, bu köprüleri, Bu havaalanları, bu devasa hizmetleri, bu 5 yıldız otelden daha modern hastaneleri, hızlı treni nerden yaptı? Çok basit çok. Faizi yüzde 5e düşürdüğü için. Avrupada faizi düşürmeyen partilere Avrupalı oy vermez, hiçbir parti oy barajını aşamaz. Neden okumuyoruzki, faizle ticaret geceyle gündüz gibidir. Biri varsa diğeri yoktur. Avrupalının korktuğu faiz oranı nedir? Yüzde 2, yüzde 3 senelik. Vallahi Bağkur yüzde 900 faizle borçlandırılmıştır. Bu özel bankalar, Türkiyenin baş belaları, ellerinde kuyumcu dükkanına giren gangasterler (kendi katkım: İngilizce gangster, 1980 ve 1990larda çetelere, haydutlara halk tarafından bu İngilizce kelime kullanılıyordu ) gibi silahları var. (Bu silahları) Televizyon(du). Bankanın televizyonu olurmuya? Bankanın televizyonu, yada televizyonun bankası olurmu? Hangi bakan menfaatlerine uymuyor, hemen bir kaset(tuzak) çıkarıyorlardı. Zorla esir alıyorlardı (o bakanı). Bize yapamadılar. Devlet parasıyla kuruldu bunlar(bu bankalar).Yüzde 40faizle devlet parasıyla kuruluyor. Sonra devletten para aldılar yeniden yüzde 40la. Devletten aldığı parayı devlete yüzde 100le, yüzde 900le(kredi olarak) verdiler. Devletin parasıyla devletin soyulduğu tek ülke Türkiye oldu. Recep Önal ne diyor, bakan idi, "deprem paraları(yardımları) gelmeseydi devletin maaşını Türkiyede ödeyemezdik AnaSol hükümetinde. Ve tabii demin söylediğim D8leri kurdu. D8in kuruluşu onlara göre ateşin üzerine benzin oldu. Müslüman ülkeler birliği ve bu şekilde 28 şubat (1997) darbesi yapıldı. Emine dediler, Fadime dediler, Aczimendi dediler. Hepsi yalan, çok büyük zulüm yaptılar. Perdeledikleri asıl sermaye. Rejim tehlikeye girmiştir RefahYol( Erbakan) döneminde. Doğrumu? Ben doğru diyorum. Türkiyede biz rejimi tehlikeye soktuk. Hangi rejimi? şişmanlama rejimini tehlikeye soktuk. şişiyorlardı böyle. Adamların musluğunu kestik. Rejim tehlikeye girdi. 28 şubat kararı Türkiyede alınmadı. 28 şubat kararı 14 şubatta Fransada Mason localarının toplantısında alındı. Aynı heyet orda toplandılar, durum değerlendirmesi. ...."

    "...Kanadada Torontoda toplanıp bizi iktidara getirdiler. Onların planı varsa Allahın da planı var. Biz ekonomik sahada başarılı olunca, elhamdülillah, halk mutlu, 14 şubatta aynı Mason heyet Pariste toplandı. Bu Paris toplantı belgesini 27 Ağustos 1997de Yeni şafak gazetesi yayınladı ve hiç bir kurumda bunu tekzib edemedi. Bir araya geldiler, dediler, Erbakan Hoca başardı. Her sahada oyları artıyor. Ne yapalım. İşte her zaman her darbe öncesinde yaptıkları çığırtkanlıkları laiklik elden gidiyor, Atatürkçülük elden gidiyor, yaygaralarını irtica tehdidini gündeme getirdiler. Menderesin konuşması var 1957de idam edilmesinden önce, mecliste, çok ilginç grup toplantısında. Amerikan dışişleri bakanı bir hafta kaldı, tehdit etti Menderesi, D4leri kapat. O konuşmada diyorki : "Eskiden sağlam padişahları, sadrazamların eliyle öldürmek için şeyhülislamları kullanırlardı, fetva alırlardı. şimdi şeyhülislamlık kalktığı için onun yerine üniversiteler kaimdir. Üniversite hocalarından fetva alacaklar. Yakında sokağa dökülecekler diyor. Cübbeleriyle, laiklik elden gidiyor diye orduyu göreve çağıracaklar. 2 yolumuz var arkadaşlarım ya bu milleti sırtımızdan indirip, bunları sırtımıza yükleneceğiz. O zaman yaşarız. Milleti sırtımızda taşımaya karar verirsek, bedel ödeyeceğiz. Ben ikincisini tercih ederim diyor. Bedel ödemeyi. Grubumu da serbest bırakıyorum. Aynı senaryo 28 şubat (1997de) birden hortlatıldı. Çünkü bu karar Fransa Mason localalarında alındı. Türkiyede kaos meydana getirmek. 1950de başladı irtica yaygaraları. Aynı yaygaralar ve düşmanlıklar maalesef alabildiğine arttı. Albay Mustafa, Kayserili, kurşun yarası yemiş, Diyarbakır hastanesinde ölümle pençeleşiyor. Bir mektup geliyor Genelkurmaydan. Hanım diyor teşekkürdür(mektubudur), aç bakalım. PKK kurşunlarıyla yaralı, gazi albayımıza, ordudan atıldın deniyor. Suç ne? Namaz kılmak, ailesinin başörtülü olması."...

    Burada yeniden Şevki Yılmazı kesmek zorundayım. Şevki Yılmaz Masonlardan behsediyor ve darbenin Batıdaki Mason localarından başlatıldığını söylüyor. Şevki Yılmaz kendiside bilir ve Türkiyedeki yaşayan herkes bilirki dünyadaki en ateist, en Mason, en Allahsız ordu subayları Türkiyede Kemalist rejim tarafından beslenip yetişirilmiştir. Şevki Yılmaz daha halen dışarıda Mason arıyor, suçu Batıda bulmaya çalışıyor. Dünyada ve Batıda hangi ordu kendi subaylarını Allahsız, İngilizce "God", Almanca "Gott", Italyanca "Dio", İspanyolca "Dios"suz yetiştirdi ve halen yetiştiriyor. Türkiyeden başka. Dünyada tek ordu vardır, subaylarını ve askerlerini Allahsız yetiştiren onlarda kominist Çin, Stalinli Sovyetler Birliği ve Atatürklü Türkiyemiz. Daha halen Şevki Yılmazın Masonları dışarıda araması -lütfen siz karar verin - bir mantık iflası değilmidir? Daha düne kadar 15 Temmuz darbesine kadar bizim Türk ordumuzda Allah yerine tanrıdan behsedilmiyormuydu? Allahaşkına nedir bu Masonları dışarıda arama sevdası? Fransada Mason locası toplanmışmış. Şevki Yılmazın kendisi söylüyor, içinde de Hürriyet gazetesinin sahibi Aydın Doğan ve başka bir Türk varmış. Zaten bu toplantı Fransada yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur? Herkes bilirki, eskiden orduda orduevlerinde Mason toplantıları her hafta yapılırdı. Mason toplantılarının en âlâsı, en güzeli Türkiyede yapılırdı. Şevki Yılmaz gibi düşünen mufazakârlar ne yazıkki çoğaldı. Mecburum, Şevki Yılmazın konuşmasını durmadan kesmek zorundayım. Esas mason toplantıları Türkiyede yapılmıştır. Yabancılar Türk Masonlara sadece olsa olsa desteklerini vermişlerdir. Lütfen eskiden Mason olan Türk ordusu varken, ateist CHP varken, Atatürkü Ataput yapan ve Kuranı Kerim yerine Nutuku Kerim çıkaran sahtekar Kemalistler varken öküzün altında buzağı aramayın, bulamazsınız. Aklınıza yazık, dâvânıza yazık.
    Şevki Yılmazın konuşmasının devamı:

    "...Bu albay Kayserili işe alınıyor. Urfa belediyesi işe alıyor. Tehdit ediyor cunta. Bermuda çetesi grubu, Batı çalışma grubu değil o. Bermuda çetesi grubu. Belediye işten atıyor Albay Mustafayı. Işadamaları işe alıyor. Işadamlarına maliyecilerini gönderiyorlar. Onlarda dışarı atıyor. Beşinci kattan kendisini atıp intihar ediyor. 28 şubat süreci. Erzurumlu 15 yaşındaki kızımız. İmam Hatipe girecek kar yağıyor. Polis jopla dövüyor. Polisin jop acısıyla kamyonun altında kalıyor. Ve bir bacağını kesiyorlar. Merve Kavakcı kardeşimize yapılan linç girişimleri. Üniversite bahçelerinde ağlayanlar. Maddî boyutuyla kasa atanlar, masa atanlar hepsi bir kaos ortaya çıkarmak için. Ve Refah Partisini silah ile kapatmıyorlar, yargıyla kapatıyorlar. Bütün yargıların temelinde yargının ihaneti vardır. Darbelerin 4 bacağı var. Sermaye bacağı en güçlüdür. Türkiyede bunlar, maalesef, kimlerdir biliyorsunuz. Müsiadın üyelerinin tamamının sermaye toplamı onların bir üyesinin sermayesinin beş katıdır. Türkiyeyi böyle sömürdüler.(Benim katkım,bilmeyenler için: bahsedilen sermaye Tüsiad üyeleridir. AKP hükümetine iktidar olduğundan bu yana karşı açıklamalarıyla tanınan şirket topluluğudur. Aralarında Koç grubu da vardır.) İkinci ayağı medya ayağıdır. (Turgut) Özala tehdit yapmıştı Hürriyet gazetesi. Ordu ikinci güçtür diyor. Sedat Simavi'nin yazısıdır. Türkiyede birinci güç medyadır diyor. Haddini bilmeyen tehdit. Medya gücü. Ve malûm sermaye gücü. Yargı gücü. Menderes'i yargılayanlar âdil olsalardı darbeyi önlerlerdi. Yalanlarla iftira attılar. Zinâ etti diye. Zinânın suçu idammı ya. Geçen konferansta akşam söyledim. Zinânın suçu idammıdır Türk kanunlarında?. İftira atıyorsunuz başbakana. Böyle zinâ suçu idam olsa Menderesi idam ettiren CHPlilerin yüzde 90ını idam etmek lazım dedim akşam. Öyle bir şeymi olur ya? Bir Milletin sevdalısını iftirayla asıyorsun. Yok para kaçırmış. Altınlarla para kaçıracaklarmış. Bugünkü cumhurbaşkanımıza yapılan iftira entrikalar. Refah Partisini silahlı güçle yıkmadılar. Yargı ihanetiyle yıktılar. Onun için anayasa mahkemesinin üyelerinin yargılanmasını talep ediyorum. Avukatıma da dedim. Anayasa mahkemelerinin ihanetiyle 28 şubat(1997) kaosu meydana gelmiştir. Onun başkanınıda dış güçler ödüllendirdiler cumhurbaşkanı yaptılar.".....

    Tekrar kesiyorum Şevki Yılmazın kendisiyle yani söylediği laflarla çeliştiğinin farkındamısınız? O kadar çok Türkiyede bulunan hainlik yapan odakları sayıyor, sayıyor, sayıyor, sermaye, basın, yargı, içimizdeki mason locaları, falan, sonra suçu dış güçlere yıkıyor. Ineğin altında buzağıyı buluyor, fakat buzağı öküzün altındaydı diyor.
    Şevki Yılmazın konuşmasının devamı:

    "...Hiç ehli olmadığı halde cumhurbaşkanı(oldu Ahmet Necdet Sezer). Neden Türk siyasi partiler kanunu 103üncü maddesine göre Refah Partisine kapatma dâvâsı açamaz. Asla. Siboptu o 103üncü madde. Nitekim Bülent Arınç kardeşimiz RefahYol döneminde bir konuşma yaptı geçmişte. 103üncü maddeye göre yargıtay başsavcısı yazı yazdı Refah Partisi merkezine. Bülent Arıncı 50 günde - unutmadıysam- 50 gün içinde partiden atmazsanız dâvâ açacağım, kanun bu. Söz ve eylemleriyle suç isnad edilen kişilerin 50 gün içinde genel merkeze ihracını talep eden bir maddedir, 103üncü madde. (Parti kapatma dâvâsı) açamıyor. Bir alevi avukat geldi mecliste. Hocam dedi görüşmek istiyorum, sen ben. şu madde varken Türkiyenin en büyük partisi kapatılıyorsa bu benim kanıma dokundu diyor. Boşuna savunma yapmayın kapanacak demektir. Talimat localardan gelmiş. Papazın mektubu var. Televizyonlarda açıklandı. İmam hatüpleri kapatın süratle. Onun için 28 şubat Imam Hatiplere darbe vurdu. Meslek okullarına darbe vurdu. Ekonomiye büyük darbe vurdu. Yeşil sermaye deniyordu. Sermayenin yeşili, kırmızısı olmaz. Helalı, haramı olur. Kasten ve bilerek milletimizi üretken olmasın diye bu oyunu yaptılar. Bu maddeye rağmen kapatıyor. Anayasa Mahkemesi kararı açıklıyor, 28 şubat kararlarını. Ahmet Necdet Sezer. Vicdan sahiplerinin dikkatine okuyorum. Madde bir: Türk siyasi partiler kanununun 103üncü maddesi iptal edilmiştir. La ilahe illallah. Hukukun ırzına geçiyor. Kanunu anayasa mahkemesi nasıl iptal edebilir? İki şekilde. Kanun yürürlüğe girdikten itibaren 15 gün içinde, milletvekillerinden 100 küsür imza itiraz edecek. Veya cumhurbaşkanı 15 gün içinde itiraz edecek. Veya ikincisi yerel mahkemeyi kaybetmiş bir avukat zinanın serbest bırakılmasında - bugünkü iktidarın hiçbir sorumluluğu yoktur- zina (AKP)iktidarının döneminde yasak edilmedi, serbest bırakılmadı. 2001 yılında bir avukat evli bir kadına ceza veren bir mahkemenin kararını anayasa mahkemesine getirdi. Zina yasağını AKP değil, Anayasa Mahkemesi kaldırdı. AKP getiremedi sebeplerini söyledik o zamanlar. CHPyle anlaşmıştı ceza kanununun 500 maddesi değişmesi lazımdı. Zina yasağı getirmeye kalktı AKP, anlaşmayı bozarız dediler. Bugünkü Fetöyla Ergenekonla uğraşmak için o günkü ceza kanunu değişmesi gerekiyordu. İleriye tehir ettiler. Bu iki şart yok Refah partisini kapatırken. Türk siyasi partiler kanununun 103üncü maddeyi iptal ettik. Bir hukuk cinayeti daha. Tüm hukuk normlarında dünyada kanun kabline şamil olmaz. Kanun yürürlüğe girdikten sonraki durumu kapsar. Refah Partisine 6 ay evvel dâvâ açmışsın. Veya bir sene evvel. Siz bir sene evvelki dâvâ açıtğın partiyi iptal ettiğin kanunla kapatıyorsun. Bütün bu hukuk cinayetiyle Refah Partisi kapatıldı. Yansımaları maalesef ihracat yaptığımız bütün müslüman ülkeleri ihracatlarını kestiler. Ve dünyadaki diriliş hareketleri ümitsizlik dönemine girdi. Ve kasa masa atan intihar eden o dönemler ve orada STKlarımız, Allah onlardan razı olsun, direndiler, hiç pes etmedik. Medyamız hepsi direndi. Maalesef bu kararla Erbakan hocam başta olmak üzere Hasan Hüseyin Ceylan kardeşim, Halil Ibrahim Çelik, şevket Kazan abimiz ve ben siyasi yasaklılar arasına girdik. Ne oldu? Kim kazandı? Bin yıl sürecekti (zamanın genelkurmay başkanı) Çevik Bir sen neredesin? Ben buradayım. Hicret hayatı yaşadım. Vatan sevgisini bana sorun, vatan sevgisini. 7 yıl. Oğlumun düğününe telefonla, kızımın düğününe telefonla, babamın cenazesine telefonla(katıldım). Suçum neydi karıncayı ezmedim ben. Uyuyan Milleti uyandırmaktan başka, milli mücadele ruhunu üflemekten başka hiç bir suçum yok. Bana diyorlar 28 şubat(1997) mağduru değil 28 şubat mağduru değil, gazisiyiz ve şeref duyuyorum. Elhamdüllilah. Satılabilirdik. Refah partisinden satılanlar çıktı. Kimler? Burdan AKPyi de uyarıyorum. Tabanın adaylarından bir kişi satılmamıştır. Hep tavanın adayları gitmiştir. Paraşüt ekipleri satılmıştır. Hasan Hüseyin Celal kardeşim, Halil İbrahim Çelik bir oy verseydi. Oy istediler bizden, yeni kurulan (bizden sonraki) AnaSol hükümetine. Belki bize kızmazdınız, üçümüze. Mahkemelerimiz var, mahkemeler kalkacak dediler. Ve satılan milletvekilleri 10milyonun üstünde rüşvet aldılar. Onuda vereceklerdi belki. Ama elhamdülillah şakasını bile teklif edemediler. Neden? Canımızı veririz ama bu vatanı asla vermeyiz. Geldik en son rahmetli babam, Osmanlı alimidir, "oğlum seni görmem yakında geleceksin" dedi. Allah, allah nasıl geleceğiz (dedim) bu kadar kasa atan, mata atan, intihar edenler, zulümler. Arşıaliyi titretiyor. Çocuğunu düşüren başörtülü kızlarımıza yapılan işkenceler. Viyanaya kadar gitmeye mecbur kalmış. (Süleyman) Demirel "Mekkeye git" diyor koca Mason. Allah, (Süleyman Demirelin )şerrinden kurtardı milleti. Dalga geçiyor başörtülülerle "Mekkeye kâbeye gidin(defolun)". Öyle nasıl geleceğiz baba?(diye sordum babama). "Oğlum sünnetullahtır" dedi. "Zulüm 100 yılı geçmez. Bir kaç sene sonra yıkılacaklar" dedi rahmetli. Aynen dediği çıktı rahmetlinin. Son hânımız, halifemiz Abdülhamit han 1909da tahttan indirildi. Tam 99 sene sonra çöktüler. Bir ses geldi Türkiyeden "one minute" sesi. Neydi o Vural Savaş diyorki Milli Gazetedeki röpotajında: "Keşke Erbakanı yıkmasaydık tüh be. Bu Kasımpaşalı çok sert çıktı" diyor. "Hoca nazikti" diyor. Doğru Erbakan hocamın nezaketi ve sabrı olmasaydı bugünlere gelemezdik. Bugün onlara sabırlı lider gerekiyordu. Bugünde bunlara sopalı lider, elhamdülillah. Bütün yasakları birer birer kaldırdı.(bahsedilen Uzun Adamdır) Buna şükretmeyen insanlar âzâbı beklesin. Bugünleri biz rüyamızda göremezdik. Siz bir Merve Kavakcı'yı İstiklal Savaşı'nın simgesi, semboli Merve Kavakcı'yı atıyorsunuz başörtüsünden meclisten (dışarı) bende ablalarını başörtülü bakan yaptım. Hodri meydan. Bugün başörtülü hakimimiz, savcımız. Siz mi namaz kılanları ordudan atıyorsunuz. 5 vakit namaz kılanı genelkurmay başkanı yaptım. Hodri meydan. Sizmi 9 yada 10 yaşından küçük çocuğa - maalesef AnaSolda (AnaSol hükümeti zamanında) anayasamız hayat okutan anayasamız Kuranı Kerim okutan öğretmenlere, hocalara 3 yıl ceza verdiniz. Kanun çıkarttılar. Bu kanunu çöpe attım. Camilerin yanına kadar 3 yaşından itibaren Kuran-ı Kerim dersleri. Okullara din derslerini soktum. Devir değişti. 15 temmuz darbelerin içinde dinin kullanıldığı ikinci darbedir. Başarsaydılar Kâbe yıkılacaktı. Bütün bu darbelerde asıl hedef Kâbeydi. Allahın resülünün Roma'ya konmasıdır. Kimse kendinde 15 Temmuzda bir şey görmesin. O Allahın fütuhatıyla gerçekleşmiş bir şeydir. Ne 1961 ihtilaline benzer 15 Temmuz (2016) ne de 12Eylül(1980), 28 şubat(1997). Yavuz Sultan Selimin kaftanını çalıp Fetonyahuya gönderecekti. Kaftanla gelecek. ...."

    "...Geçmişte darbeleri mason medyamız yapardı. 15 Temmuzda darbeyi milli medyamız önlemiştir. Onun da desteği oldu. Bizi bekleyen en büyük tehlike sandık tokadıdır. Bugün başörtüsü yüzünden okullarından olan o toplumdan sonraki toplum herşeyde gevşemiştir. Yasak zamanlarında olan Allaha bağlılık şu hürriyet ortamında çok gevşediğini görüyorum. Düğünlerimizin haline bakın, şu israflara bakın. Biz canımızı verdik bu örtü için. şu kızlarımızın giyinmelerine çıplak haline bakın. Moda adına gidiyor. Tesettür moda adına değildir. Tesettür Kâbe'yi örtmektir. Sosyete kardeşim ağlıyordu bir mevlütte. "Ne ağlıyorsun" dedim. "Kuranın sesine" dedi. Iman var herkeste. Ağlıyor. Dedim Kabenin örtüsünü yakarmısın? 100bin lira maaş(verirlerse). O sosyete bacım: "tövbe!" dedi. 1970li yıllar, Suadiyede bir sohbetimde. "Dünyayı verseniz Beytullahta bir santimmetre örtü yakmam" dedi. İman var elhamdülillah. Üflemek lazım. Dünya altın dolusu parayla Kâbe'nin örtüsünü yakmıyorsunda, o kadar kıymetli kendi örtünü neden yakıyorsun. "Tövbe!" dedi. Bir nene demişti. "Hocam Kâbe'nin örtüsünü bana getir öpeyim". Kızının örtüsünü öpmen kabenin örtüsünü öpmenden bin kere daha efdaldir. "Tövbe de!". Tövbe değil. Kızın, hanımların başörtüsü Kâbe'nin örtüsünden üstündür. Neden: Kâbe'nin örtüsü, ustası insan olan binayı örter; başörtüsü, mümin bacıların ustası olan Allah'ı örter. Sünnetsizlik cereyanı bin tane darbeden daha tehlike bir darbedir. Çünkü sünnetsiz ümmet olmaz. Ümmetsizde dünyada güçlü devlet olunmaz. İslam ayağa kalkmaz. Bilerek yapılan bir oyundur. Dilerim AKP iktidarı dini devletin kontrolüne alır. Ruhsatsız hiçbir televizyona veya tarikata hangisi olursa olsun izin vermeden din tacirlerini ayıklayarak yapar. Bizi bekleyen çok tehlikeli olan sandık tokatıdır. şuursuz bir seçmen yetiştirme seferberliği var. Eski Türkiye'yi yeni nesil bilmiyor. Bilmemesi için her gücüyle çalışıyorlar. Esrarkeş, eroinman nesil, hababam nesil. Vatan milletle dalga geçen nesil. Bütün bunlar milli çizgimizdeki mücadelemizi kendi evlatlarımızn eliyle yıkmak için bir oyundur. Bizim dönemimizde gençler babalarına hakkı anlatır, gençler babaları dedeleri hakka çağırırdı. şimdi ters dönmüştür. Yaşlılar gençleri vatana sahip çıkmaya çağırıyor. Bu tehlikeli bir alarmdır. STKların görevi devleti güçlendirmek olmalıdır. Özel okullara ihtiyaç olmadan devletin insan yetiştirmesi lazım. Avrupada özel okul yoktur. Avrupanın okullarında Avrupaya düşman yetişmiyor. Türkiye devleti maalesef bu İttihat ve Terakki zihniyetinin elinde kendi eşkiyasını yetiştirmiştir. (Benim yorumum: sonunda Şevki Yılmaz gerçeği buldu.) Yanlış deyin bana. Osmanlının güçlenme döneminde eşkiya okumayandan çıkardı vallahi. Okuyandan eşkiya çıkmazdı. Son 200 yıldır eşkiya medreselerden ve üniversitelerden çıkmaya başladı. Kandil dağına talebesini getiren profesörden ne olur. Bu hâlâ devam ediyor. Onun için bizim eğitimde darbeleri önleyecek, sandık darbesini önleyecek nesiller yetiştirmeye mecburuz. Sonra bakarsın 10 sene sonra silahla yıkamadıkları milli mücadeleyi sandıkta yıktı ve başımıza gelirler. Onun için iri olmalıyız, diri olmalıyız, birlikte olmalıyız ve tükettiklerimizi kendimiz üretmeliyiz. Hanımlar Vakko'dan giyecekler, (sonra) kahrolsun İsrail(diyecekler)."...

    Burada Şevki Yılmazın lafını açmam lazım, kesiyorum. Atatürkün Batı devrimlerinden biri olan Panama şapkası devrimi sayesinde Vakko ismindeki bir Yahudi tüccar Avrupa'dan şapka ithal ederek zengin olmuştur. Meşhur ve eleştirdiğim Panama şapkasının kalıpları ve üretecek sanayi tesisleri olmadığı için ve o zamanın aşırı taleplerini elden diken terziler karşılayamayınca Vakko ismindeki Yahudi tüccar Avrupadan ithal ettiği şapkayı fahiş fiyatlara köylüye satınca bir anda yeni cumhuriyetin en zenginleri arasına girmiştir. Açlık kıtlık içinde kıvranan köylü hasadının, kazancının bir miktarını Panama şapkasını almak için sıraya girmiş ve zulüm görmüştür. Bugünkü bilinen Vakko markasının sahibi şapka zulmünden zenginleşen Yahudinin torunlarıdır. Türkiyede birçok zengin ateist olduğu için Atatürk ve Inönü rejiminden imtiyaz görüp palazlanmıştır. Resmi tarihin durmadan şarkı gibi nakaratla söylediği milli sermaye masaldır, aslı ateist sermayedir. Şevki Yılmaz bir şeyler anlatıyor bilerek yada bilmeyerek, fakat hep yarım anlatıyor. Konuşmanın devamı:

    "...McDonaldsa gideceksin kahrolsun sabaha kadar bağır. Seyirci gol atamaz ki. Tükettiğini üretirsen gol atarsın. Garudi, Fransa Kominist Partisinin genel sekreteri "Kuranı okudum, 3 soruya cevap buldum, müslüman oldum" diyor. "İslamın hakikatine Cezayirde tanıştım. Barbar öldürmeye gittik Cezayire. Bize Araplar barbar dediler. Esir olduk. Fransanın maddi dücünü manevi güç yendi. Bende esir kampındayım, gözüm bağlı. Komutan sordu bu haydut, cani, eşkiyaya ne yapacağız, ırz düşmanlarına? Gözlerini çözün yediklerinizden onlara yedirin". Ayettir bu. Bu ayet Garudiyi müslüman etti, Garudide binlerce Fransızı. Yıkıldı orda. Aman yarabbi. Bu Islam ne büyük. Her yerde söylüyorum. Islamın savaş ilkesi Batının barış ilkesinden çok daha barışçıldır. Bu subayın kalbindeki merhameti. "Kuranı inceleyeceğim Parise sağ salim gidersem. İnceledim 3 sorunun cevabını buldum". Hepimiz Kuranı, Garudi kadar anlasaydık bu hâle gelmezdik. Mal kimin, makam kimin, ilim kimin, dünya kimindir? İnsanlık şeytana uydu 2 blok kurdu(Doğu ve Batı Bloku). (Doğu blokunda) Bunlar devletindir devletin mal mülk hürriyeti yok. "Kominizm yanlısıydım, bende o saftaydım". (Garudi) İlk kominist Nemruttur diyor, Kuranın anlattığı. Karşı taraftada(yani Kapitalizmle yönetilen Batıda) ben ben mal benim. Makama giriyor. 5dönem (ben şimdi) iktidardayım, 7 dönemde ben yapacağım. Makamkolik olmuş. Sadece madde bağımlılığı değilki, mal bağımlılığıda aynı esrar bağımlılığı gibi. Makamda. Ve ilk kapitalistde Karundur diyor Kuranın anlattığı. "Kuranı okudum" diyor, stresi atıyor. Aman yarabbi ne güzel cevap. Mal, makam Allahındır. Daha miras kavgası olurmu? Fakiri evinden kovarmısın? Senin değilki. Allah emanet etmiş, neye vereceğini o karar veriyor. Mal emanet oldumu stres, ticari sahtekârlık olmaz müslüman toplumda. Emanet çünkü. Senin oldumu kavga başlıyor. İlim Allahındır, okuyana verir. Dünyayı kim yönetir. Dünyayı yönetmenin kuralı Kurana göre ticareti ve ilmi ele geçiren dünyayı yönetir. şimdi dünyayı 14milyon İsrail ilmi ve ticareti ele geçirdiği için yönetiyor. Allah şükür Türkiye yolunu bu 2 sahada bulmuştur. ...28 şubat (1997)nin rövanşı gelmelidir. Mutlaka sorumlular cezalarını çekmelidir. ...

    -----------------------Şevki Yılmazın konuşmasının sonu-------------------------------------

    Yine bir internet gazetesi 28 şubata giden yolda Kemalist vesayet güdümündeki laiklik adına ateistlik yapan ve dini ve İslamı Türkiyede yok etmeye ant içmiş basının ve Kemalist ordu subaylarının nasıl bir cadı avına çıktıklarını ve İstiklal Mahkemelerini aratacak şekilde neredeyse dindar insanların idamlarını isteyecek şekilde yayın yapmalarını haber yapmış. Gazetelerin manşetlerini ilk sayfalarını toplamış. Bakın kendiniz karar verin.
























































































































    Yazımın sonunda hangi ana yorumu başlık olarak buraya koymam müsait olurdu diye önce düşündüm sıralamaya başladım

    1. CHP ve ateist Kemalist ineği dururken darbe buzağısının Batı öküzünün altında aranması

    2. Mason Türk ordusu subaylarımı daha ateist yoksa Stalinin kominist kızıl ordusumu sorusu

    3. Atatürkün yetiştirdiği dinsiz Beyaz Türkler ve sermaye mafyası memleketin anasını değil ölmüş ninesini bile ağlattı

    Daha bir sürü başlık aklıma geldi, burada saymak istemedim ve yorumdan vazgeçtim.